| |
MAYMUN ÖYKÜSÜ
Asya’da maymun yakalamak için kullanılan bir
çeşit tuzak varmış. Bir hindistancevizi oyulur ve iple bir ağaca veya
yerdeki bir kazığa bağlanırmış. Hindistancevizine ince bir yarık açılır ve
oradan içine maymunların çok sevdiği tatlı bir yiyecek konurmuş. Bu
yarık sadece maymunun elini açıkken sokabileceği kadar büyüklükte olurmuş.
Yumruk yaptığında elini dışarı çıkaramazmış. Maymun, tatlının kokusunu alır,
yiyeceği yakalamak için elini içeri sokar ve yiyeceği kavrar, ama yiyecek
elindeyken elini bir türlü dışarı çıkaramazmış.
Sıkıca yumruk yapılmış el, bu yarıktan dışarı çıkarılamadığından, avcılar
geldiğinde, maymun çılgına döner ama kaçamazmış. Aslında bu maymunu,
tutsak eden hiçbir şey yoktur. Onu sadece, onun kendi bağımlılığının gücü
tutsak etmektedir. Yapması gereken tek şey elini açıp, yiyeceği bırakmaktır.
Ama zihninde açgözlülüğü o kadar güçlüdür ki bu tuzaktan kurtulan maymun çok
nadir görülür.
Bizi tuzağa düşüren ve orada kalmamıza neden olan şey, arzularımız ve
zihnimizde onlara bağımlı oluşumuzdur. Tüm yapmamız gereken, elimizi açıp
benliğimizi ve bağımlı olduğumuz şeyleri serbest bırakmak ve dolayısıyla
özgür olmaktır.
Günümüzün en büyük bağımlılığı para bağımlılığıdır. Paraya bağımlılık,
birçok insanda, anaya, babaya, aileye, eşe, toplumsal değerlere hatta
tanrıya bağımlılıktan daha öndedir. Birçok insanın tanrısı gibidir para.
Sigaraya, içkiye, uyuşturucuya bağımlılık bir sorun olarak görülür ve çaresi
aranırsa da, paraya bağımlılığın tedavisi hiç akla gelmez.
Bugün savaşlarında tek nedeni gibidir para. Hapse girenlere bakın, çoğu,
paraya olan bağımlıklarının kurbanı olmuşlardır.
Kimse elindekiyle yetinmez, daha çok kazanmak ister. Kazandıkça kazanmak
ister. Oysa kazanmanın sonu yoktur.
İnsanlar paraya bağımlı oldukları kadar, genel kabul görmüş evrensel
değerlere saygılı olmaya ve uygulamaya bağımlı olabilseler, inanın dünya
daha yaşanası olur. Kazandıkları ile yetinebilseler, maymun örneğinde olduğu
gibi gerektiğinde ellerini açabilseler, başlarına beklemedikleri sorunlar
gelmeyecek, yargılanmayacaklar, eleştirilmeyecekler, tutuklanmayacaklar,
geriye tertemiz bir isim bırakabilecekler.
“Kefenin cebi yoktur” diye çok söylenir. Mutluluğun tek kaynağı para değil.
Ömrün bir sınırı var. Paraya da bir sınır konulmalı. Ancak konulamıyor.
Kazanan daha çok, daha çok kazanmak istiyor. Bir koyup, on almak istiyor.
İnsanları aptal, sadece kendini kurnaz sayıyor. Ancak, insanların aptalı
var, ama, tümü değil. Bakıyorsunuz aptal olmayanların biri bile yetiyor…
Benim yok diye, herkesin paraya bağımlılığı olmasın demiyorum, bu herkesin
kendi bileceği bir şey. Ancak bağımlılık, dikkat çekici, rahatsız edici
boyutlara geldiğinde, kamu vicdanını acıtmaya başladığında, sorun oluyor.
Bazen insan elini yarıktan içeri sokmuş olabilir. Ancak, elindekini
bıraktığında, önce elini, sonra kendini kurtarabiliyorsa, bunu da denemeli…
“Eli açık olmak” şeklinde güzel bir deyimimiz var. İnsanın eli ve yüreği hep
açık olmalı. Eli ve yüreği açık olmak, mutluluğa da açık olmaktır. Elinizi
ve yüreğinizi kapalı tuttuğunuzda, belki paranız olur ama yaşamak için para
her şey değildir…
Benim aklım hala maymunda, bakıyorsun üstüne geliyorlar, bırakıver
elindekini ve özgürlüğünü kazan… Her seçme, özgürlüklerin bir bölümünden
vazgeçmedir. Özgür kalmak, özgür olmak paralı olmaktan daha güzeldir bence…
Mustafa Pala
Önceki Yazılara Dön...
Ana sayfaya dön...
|
|