"Olup bitenler artık canımızı yakmaya başladığında,
bu acıyı bir eleştiriyle ortaya dökmek gerekir.
Böyle bir eleştiri, olayla aramıza koyacağımız mesafenin değil,
yakınlığın ürünüdür."
Peter Sloterdijk
Yaşadığımız kentte;
plansız, kaçak, çarpık yapılaşma ve buna bağlı olarak ortaya
çıkan alt yapı
yetersizliği, yeşil dokunun ortadan kaldırılması, sürekli artan yoğun trafik,
baz istasyonları, otopark sıkıntısı, hava, su, toprak, akarsu, görüntü, gürültü
kirliliği yok diyebilir miyiz?
Taşınmaz kültür
varlıklarını ve çevresindeki dokuları, doğal çevreyi yeterince koruyup,
değerlendiriyoruz diyebilir miyiz?
Bütün bunların yanında,
kendi yarattığımız çöp sorununu görmezlikten gelip, yok diyebilir miyiz?
Diyemeyeceğimize göre
yaşadığımız kentte çözüm bekleyen sorunlar var demektir.
Sorunları dile getirmek, çözüm üretmek, çalışmaların içinde olmak, sorun
yaratanlarla mücadele etmek, sorunlardan bunalan insanlar olarak her etkin
yurttaşın görevi olmalı. Bu bilinç yaygınlaştığında kimi sorunların giderek
azalacağından kimsenin kuşkusu olmasın.
Çevre sorunlarıyla mücadele
için; özverili olmamız, önce kendimizi ve toplumu düşünmemiz; yaşadığımız
kenti, insanları ve doğayı sevmemiz gerekiyor. Soran sorgulayan, bilgi edinmeye
açık, etkin yurttaşlar olmamız gerekiyor. Manisa’da “Manisa Çöplüğü”nün yerini
sorsak sanırım fazla bilen çıkmaz. Oysa çöplüğün yerini ve durumunu bilenlerin
sayısı çok olsa, bu aynı zamanda çöplüğün durumundan rahatsız olanların
sayısının çok olacağı anlamına geleceğinden, inanın çözüm bulmak çok daha
kolaylaşacaktır. Yerel yönetim ve kent halkı birlikte çalıştığında, çöp sorun
olmaktan çıkıp, geri kazanılarak kaynak yaratan bir olguya dönüşecektir.
Çöp deyip geçmeyin!..
Çöpün günlük yaşantımızda
önemli bir yeri var. Hepimizin evinde, işyerinde çöp ve çöp kutuları bulunur.
Evimiz varsa, mutfağımız, mutfağımız varsa çöpümüz mutlaka olur. Evet, çöp en
çok evlerimizin mutfağından çıkıyor. Bu nedenle çöp kovalarımız, ya mutfaktadır
ya da balkonda. İçi boşalan plastik ve cam şişeleri, metal ya da karton
kutuları hep çöpe atıyoruz. Çöp kovalarımızı da en çok sebze meyve kabukları
dolduruyor. Örneğin, ıspanak, pırasa, soğan, pazardan demet demet, tane tane
gelir. Saplar, kökler, kabuklar derken tencereye giren azaldıkça azalır.
Tencereye girenin kat kat fazlası çöpe gider. Patatesler soyulur, bir dolu
kabuk, soğan dersen yine öyle. Bezelye, barbunya, fasulye, bakla ayıklanır, çöp
kovası doluverir hemen. Salatalıklar soyulur, kabuklar çöpe. Kavun karpuz da
öyle. Kereviz, yerelması, turp, maydanoz ve dereotu çöp kovasına dökülür. Ya
artan yemekler, kurumuş ekmekler haydi hepsi çöpe…
Ne olacak peki bütün bu
kabuklar, çekirdekler, sararmış yapraklar, artık yemekler ve ekmekler? Haydi
hepsi aynı torbaya ve hepsi çöpe… Çöp kovası doldu. Boşaltılmazsa kokmaya
başlayacak. Al torbayı doğru, çöp bidonuna. İçi doluysa bırakıver kıyısına.
Bazılarına pencereden atmak, kimse görmeden apartman girişine bırakıvermek daha
kolay gelir.
Çöpler genellikle, karışık
biçimde aynı torbalara doldurulup, düzensiz biçimde çöp bidonlarına bırakılır.
Bidonlara bırakılan çöpleri önce kediler, köpekler, daha sonra el arabalı, at
arabalı “Yeniden Kazanım Ekipleri” karıştırır. İşe yarayanlar alınır, gerisi
çevreye saçılır. Sonra sıkıştırmalı çöp kamyonları gelir. Alınan alınır,
kalanları dağılır, çiğnenir, savrulur. Al sana çevre kirliliği, al sana
sineklerin, böceklerin üreyeceği ortam. Al sana çekilmez bir koku. Al sana işte,
kirlilik.
Çöp bidonlarındaki çöpleri
alan, sıkıştırmalı çöp kamyonları, çöplerin sularını akıta akıta, çöplüğün
yolunu tutarlar. Kamyonlarla gelen çöpler Sipil Dağı’nın kuzeye bakan
yamacındaki Şahin Deresi’nin ağzına dökülür.
Kırk yıldır mı desem, elli
yıldır mı desem Şahin Deresi’nin ağzına dökülen çöplerin yüksekliği sanırım kırk
elli metreyi bulmuştur. Zaman zaman yangınlar çıkar çöplükte, doğudan esen
rüzgâr dumanları kentin üstüne taşır. Yananlar plastik torbalardır, kimyasal
atıklardır, kısacası hepsi kanserojendir. Çöplükten yükselen dumanlar rüzgârla
kentimizin üstüne gelir, aşımıza ekmeğimize havamıza karışır. Çöplükten zaman
zaman alevler de yükselir. Yangın Sipil Dağı’nı tehdit eder. Helikopterler,
uçaklar gelir, yangın söndürülür. Bilinir çöplerin altında metan gazının
oluştuğu, her an patlayabileceği bilinir de hiçbir önlem alınmaz, alınamaz. Bir
çeşit alışılmış çaresizliktir bu.
Çöplüğün kıyısına
gecekondular yapılır. Mahalleler kurulur. Sadece kentimizde değil, nedense bu
ülkemizin her yerinde hep böyle olur!.
Mutfağımızdan çıkan çöp,
hiçbir ayrıma tabi tutulmadan torbalara doldurulup genellikle çöp bidonlarının
içine değil, hemen kıyısına bırakılır. Kentlerimizde çöp bidonlarını yanarken
görmek alışılmış manzaralardandır. Sadece bu değil, çöp bidonlarını karıştıran
çocuklar da, çöplüklerde ekmek arayan kadınlar da, bidonlara girip çıkan kediler
de, sahipsiz sokak köpekleri de alışılmış manzaralardandır kentimizde ve
ülkemizde…
Çöp deyip geçmeyin. Çöpü
çöp olarak görmeyen, onu geri kazanılabilir bir değer kabul edip geri kazanan,
çöpsüz çöplüksüz kentler de var.
Çöp deyip geçmeyin.
Hepimizin evimizden çıkan çöpler; geri de kazanılabilir, sorun da olabilir.
Bizim ülkemizde çöp sorundur. Kentte yaşayan insanlar için de, belediyeler için
de sorundur. Hem de öncelikli bir sorundur.
Düzensiz biçimde attığımız
çöp, gün gelir dağın eteğinde patlamayı bekleyen bir bomba olur. Ve bir gün
aniden patlayıverir.
28 Nisan 1993 Çarşamba günü
Ümraniye Hekimbaşı çöplüğü aniden patladı. Oysa, çöplük “ben patlayacağım” dedi
durdu da duyan olmadı.
Ümraniye çöplüğü patlamadı
mı? Altında kadınlarımız çocuklarımız can vermedi mi?...
28 Nisan 1993 Çarşamba
günü, saat 10.00’a yaklaşırken Ümraniye Çöplüğü patladı. Ve çöp sorunu ülke
gündemine geldi.
Evet, ülkemizin gündemini
çoğunca felaketler oluşturuyor.
Depremi de, 17 Ağustos 1999
tarihinde yaşadığımız büyük felaket sonrasında gündemimize aldık. Alınacak
önlemleri felaket sonrasında tartışmaya başladık. Depremi deprem sonrasında
değil, deprem olmadan tartışıp önlemler alabilseydik, bu denli büyük kayıplar
vermeyebilirdik. Çöplük sorununu da önceden tartışıp önlem alsaydık, 39
yurttaşımız çöplük altında ölmeyebilirdi.
Depremi de önlemleri de çok
kısa sürede unuttuk. Şimdi depremi gündemimize alabilmek için sanırım yine büyük
bir deprem beklenecek.
Çöp sorununda da depremde
olduğu gibi oldu. Çöp ülke gündemine 28 Nisan 1993 tarihinde yaşanılan büyük
çöplük patlamasıyla geldi. Çöpü konuşmaya başladık. Metan gazını öğrendik, geri
kazanımı tartışmaya başladık.
29 Nisan 1993 tarihli
gazeteleri okuyorum.
29 Nisan 1993 tarihli
gazetelerin tümünün birinci sayfaları “Çöplük faciası”na ayrılmış.
Milliyet Gazetesi’ne
bakıyorum; Manşet: “Çöplük Patlaması” Manşetin altında iki alt başlık var:
“Ümraniye çöplüğü bomba gibi patladı; evler insanlar çöp dağının altında kaldı.”
“Facia sorumsuzluğun son örneği…Yıllar süren uyarıları kimse dikkate almadı.”
Çöplük patlamasına ilişkin büyük fotoğraflar var birinci sayfada. Fotoğraf altı
yazılar, fotoğraflardaki faciayı anlatmaya yetmiyor. “Ümraniye’yi allak bullak
eden facia sonrası çöplük ana baba gününe döndü. Çarpık kentleşmenin sonucu
çevrede bir utanç abidesi gibi duran çöp dağları evleri yuttu, insanları boğdu.
Faciadan kurtulanlar elleriyle çöpleri kazıp yakınlarını kurtarmaya
çalıştılar.” Bir diğer fotoğrafın altında da, “ Bomba Çöplük. İşte insanlara
mezar olan çöplük. Metan gazının yol açtığı faciadan çıkan yangın sönmüş, ama
dumanlar bir yas işareti gibi tütüyor. İnsanlar çaresiz, gözyaşı döküyor.
Hekimbaşı çöplüğü bir mezarlık sessizliği veriyor.” Ağıt yakan kadınlar
fotoğrafının altında da, “Ölüme bakış. Kadınlar ağıt yakıyor. Kadınlar,
çocuklara, babalara komşulara yanıyor. Kadınlar, çocukları kucaklarında ölümü
sessizce seyrediyor.” Milliyet Gazetesi’ni okumayı birlikte sürdürelim:
“Bekleniyordu. Geliyorum diyen facia geldi. Patladı patlayacak denilen Ümraniye
çöplüğü patladı ve en az 30 evle 70 kişiyi yuttu. Dün sabah 10.10 sıralarında
çöp dağlarında oluşan metan gazı, kulakları sağır eden bir gürültüyle patladı.
Patlamayla birlikte 200-300 metre kayan tonlarca çöp yığını, önüne gelen evleri
altına aldı. Göz göre göre. Ümraniye çöplüğünün bir gün faciaya yol açabileceği
uzun zamandır söyleniyor, yazılıyordu. Ümraniye Belediyesi’nin çöplüğün
kaldırılması için yaptığı başvurular da sonuçsuz kaldı. Tehlike sürerken,
çöplüğün çevresinde yerleşime engel olunmadı. Ve ihmal, sorumsuzluk bir çok
insanın canına mal olan patlamaya kadar sürdü.” Diğer sayfalara göz atmadan
hemen 16’ncı sayfaya gidiyorsunuz. Sayfanın ortasında kazma kürekle çöplüğü
karıştıran altında ölü ya da canlı insan arayanların fotoğrafını görüyorsunuz.
“70 kişi göçük altında” “Sağır eden patlama” “Babanın feryadı” gibi ara
başlıklar var. Haberin bazı bölümleri şöyle: “İstanbul Ümraniye Çöplüğü’nde dün
sabah sıkışan metan gazının bomba gibi patlaması sonucunda çöp yığını kayarak
gecekonduların üzerine yığıldı. Patlama sonucu yer yer yangın çıktığı görüldü.”,
“30 evin göçük altında kaldığı, çoğunluğun çocuk ve kadın 60-70 kişinin
hayatından endişe edildiği bildirildi.”, “Facia yerine ulaşıldığında dağ gibi
yığılan binlerce ton çöpün 200-300 metre kayarak çevresindeki gecekonduları
yuttuğunu gören polisler derhal durumu merkeze bildirerek acil yardım
istediler.”, “Hekimbaşı Mahallesi’ndeki olayın duyulmasıyla Polis, İtfaiye,
Hızır Acil, Belediye Görevlileri, Askeri Birlikler, Orman Bölge Müdürlüğü
Görevlileri, Ümraniye Çöplüğü’ne sevk edildiler.
Ayrıca çevredeki hastanelerde
alarma geçirildi.” “Polis ve itfaiye erleri tarafından başlatılan kurtarma
çalışmalarında daha sonra getirilen polis köpekleri de kullanıldı.” “Babanın
Feryadı” ara başlığı altında yazılanlar insanın tüylerini ürpertmeye ve
düşündürmeye yetiyordu, “Savaş alanına dönen Ümraniye Çöplüğü’nün yakınında
oturan ve patlama sesiyle birlikte 4 yaşındaki çocuğunu kucaklayarak kendini
dışarı atan Ömer Yıldız ‘geri dönüp baktığımda dağ gibi çöplük üzerimize doğru
geliyordu. Hızla koşmaya devam ettim’ şeklinde konuştu. Evde iki karısı ve sekiz
çocuğunun kaldığını belirten Ömer Yıldız çevresindekilere ‘Ne olur onları da
kurtarın’ diye yalvardı.” Haber çöp yığınları altında kalanların adları ve
sayılarını vererek devam ediyordu. 16. sayfanın sağ üst köşesinde: “Çöpler neden
patlar ?” sorusu var. Sorunun altındaki metin aynen şöyle: “Uzmanlar arazilere,
boş alanlara hiçbir ayrıştırma yapılmadan dökülen çöplerin zamanla metan gazı
oluşturarak patlamaya hazır bomba haline geldiğini belirtiyorlar. Evlerden ya da
işyerlerinden atılan atıkların bomba haline gelmesi şu şekilde oluşuyor: Çöpler
içindeki organik maddelerin çürümesi sonucu başta metan gazı olmak üzere
hidrojen, karbonmonoksit, karbondioksit ve sülfür meydana gelir. Metan gazının
havaya oranı yüzde 5-15 arasında olunca infilak etme niteliği belirir. Çöp
toplama alanlarında biyolojik ve kimyasal ayrışma sonucu oluşan gazlar iki yıl
içinde en yüksek düzeye ulaşırlar. Çöplük olarak belirlenen alana çöp dökülmese
bile metan gazı kaybolmaz. Patlama tehlikesi 20-30 yıl devam eder.” “ Çöplerden
Enerji Üretimi. Çöplerdeki organik maddelerden oluşan metan gazından enerji
üretiminin mümkün olduğunu belirten uzmanlar özellikle gelişmiş ülkelerde
kullanılan çöp işleme tesislerinden petrole eşdeğer metan gazı elde edildiğini
söylediler. Çöplerden elde edilen metan gazı ile enerji tasarrufunun
sağlanacağını belirten ve bu konuda 1990 yılı nüfus sayımı verilerine göre bir
rapor hazırlayan Karadeniz Üniversitesi İnşaat Bölümü Hidrolik Anabilim Dalı
Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Berkün raporunda şu görüşlere yer veriyor:
“Organik maddelerin çürümesi sonucu oluşan gazlardan istenmeyenler ayrıldıktan
sonra geriye kalan metan gazı depolanarak yakıt olarak kullanılabilir. Çöplerden
gaz elde edilmesi için çöplerin iki yıldan uzun süre depolanarak bekletilmiş
olması gerekir. 400 bin kişilik bir şehrin çöpünden yılda 6 milyon metreküp
metan gazı elde edilebilir. Bu miktar yılda 3.5 milyon kilogram petrole
eşdeğerdir. Ülkemizde bu amaçla kurulmuş yüksek miktarda gaz üretimi yapan bir
tesis henüz yok. Bu büyük bir eksikliktir.” 1993’te büyük eksiklik olarak
belirtilen metan gazı üreten tesis olmaması ülkemizde 11 yıl sonra da büyük
eksiklik olmayı sürdürüyor. “1990 nüfus sayımı verilerinden yola çıkarak
yapılan hesaplamaya göre nüfusu 400 bine yakın ve üstündeki 12 şehirde gerekli
tesislerin kurulması halinde yılda 240 milyon metreküp metan gazı üretmek
mümkün. Bu miktar yılda 140 milyon kilogram petrole eşdeğerdir.”
Hürriyet Gazetesi’nin de
tüm gazetelerde olduğu gibi birinci sayfası çöp felaketine ayrılmış. Manşet “Çöp
Yanardağı” Hürriyet ekibi olayı helikopterle izlemiş. “Çöp Yanardağı” başlığının
altında “İstanbul’da dün, çağdışı bir ihmal ve sorumsuzluk faciası yaşandı.
Ümraniye çöplüğünde metan gazı patladı. Yanardağdan fışkıran lavlar gibi akan
tonlarca çöp, gecekonduların üstüne yığıldı.” “Patlama nedeni vahşi depolama”
başlığının altında “Bilim adamları Ümraniye çöplüğündeki patlamaya, çöplerin
‘Vahşi Depolama’ denilen yöntemle düzensiz ve çok sıkışık depolanmasının neden
olduğunu ileri sürdüler. Mutfak atıkları ve kağıtların havasız kalması halinde,
patlayıcı metan gazı oluştuğunu belirten uzmanlar ‘Çok ucuza ve kolayca çıkacak
metan gazı boruları yapmak gerekirdi’ ” dediler.
“Çöplük neden patladı?”
başlığının altını okuyoruz. “Bilim adamları, Ümraniye çöplüğündeki patlamaya,
çöplerin ‘Vahşi Depolama’ denilen yöntemle, düzensiz ve çok sıkışık
depolanmasının neden olduğunu öne sürdüler. Bu yöntemle toplanan çöplerde hava
dolaşımı kesiliyor ve patlayıcı metan gazı birikiyor. Bilim adamları, çöplüğe
parlayıcı veya patlayıcı bir madde atılmasının da patlamaya yol açabileceğine
dikkat çektiler. Çeşitli ülkelerde, çöplükte biriken metan gazının enerji
üretiminde kullanıldığını belirten Marmara Üniversitesi Çevre Sorunları Uygulama
ve Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Adnan Aydın şu bilgiyi verdi. ‘Çöpler
organik maddelerden oluşur. Yığınlar halinde toplanmaları durumunda, özellikle
hava almayan bölümlerinde, kimyasal reaksiyonlar ve bakteriyolojik faaliyetler
sonunda metan gazı meydana gelmektedir. Metan gazı patlayıcı bir gazdır. Evlerde
kullanılan doğalgazın ana bölümünü oluşturmaktadır. Çöplükteki patlamayı
metangazı yaratmıştır.’ Prof. Aydın, çöplerde zaman zaman küçük ve büyük
çaplarda ortaya çıkan metan gazı patlamalarının önlenmesi için yapılması
gerekenleri de şöyle sıraladı: ‘Her şeyden önce, toplanan çöplerin mutlaka
havalandırılması sağlanmalıdır. Bunun için özel bacalar kullanılmalıdır. Ayrıca,
çöplerin fazla biriktirilmeden iyi seçilmiş yöntemlerle yok edilmesi gerekir.
Önemli bir çözüm de pek çok ülkede yapıldığı gibi çöplerden enerji üretiminde
yararlanmaktır.’ ”
“Facia geliyorum demişti”
başlığı altında anlatılanlarsa duyarsızlığımızın kanıtı gibi. “Ümraniye Belediye
Başkanı Şinasi Öktem, bölgede yıllardan beri sorun olan çöplüğün kaldırılması
için 4 yıldır çaba harcıyordu. Bilimsel toplantılar, mitingler düzenleyip,
bölgeye çöp döken belediyeleri mahkemeye vererek tehlikeye dikkat çeken Öktem’in
sesini hiçbir yetkili duymak istemedi. Ümraniye Belediyesi’nin isteği üzerine 7
Mayıs 1991’de Üsküdar 3’ncü Sulh Hukuk Hakimliği tarafından hazırlatılan
bilirkişi raporunda, her an bir faciayla karşılaşılabileceği vurgulanmıştı. İTÜ
İnşaat Fakültesi Çevre Mühendisliği bölümünden Prof. Dr. Dinçer Topacık,
Kadastro Müdürlüğü Kontrol Memuru Cengiz Göksu ve Adli Tıp Uzmanı Dr. Şinasi
Umut’un hazırladığı rapor şöyle: ‘Çöp dökme yeri, tekniğe uygun bir depolama
yeri değil. Her çöp depolama yerinde metan, karbondioksit, hidrojen, sülfür gibi
gazlar oluşur. Bu gazların kontrollü olarak toplanması ve yakılması gerekir. Bu
tesiste böyle bir sistem yok. Metan gazı, belli oranda hava karışması halinde
patlayıcı olabilmektedir. Bu tesiste, dekompozisyon sebebiyle ortaya çıkacak
metanın patlamasını önleyecek hiçbir tedbir yoktur. Allah göstermesin, yakınında
yerleşim olduğu için zarar büyük olabilir.’ ” Şimdi bu raporun bir an için
Manisa Çöplüğü için yazıldığını düşünelim. İçinde yanlış olan bir şey bulamayız.
Nasıl, Ümraniye Çöplüğü için facia “geliyorum” demiş ve gelmişse, Manisa çöplüğü
içinde yıllardır “geliyorum” diyor. Gelmemesi için de herhangi bir neden yok…
Hürriyet Gazetesi’nin
çöplük patlamasına ayırdığı sayfasında çerçeve içinde “Metan gazı kendiliğinden
patlıyor” diye başlayıp “İstanbul Teknik Üniversitesi Öğretim Üyelerinden Prof.
Dr. Ayşe Aksoy, metan gazının son derece yanıcı ve patlayıcı bir gaz olduğunu
belirterek şöyle konuştu: ‘Kendi başına dışarıdan bir alev almasa bile, 650-750
derece arasında tutuşabiliyor. Havadaki yüzde 5-14’lük karışımları kömür
madenlerinde ve ocaklarda olduğu gibi şiddetle patlar.’ ”
Tüm gazetelerde çöplük
patlaması haberine ayrıntılarıyla yer verilmiş. Hürriyet Gazetesi’nin haberi
içinde “Demirel Üzgün” başlıklı bölüm şöyle devam ediyor: “Başbakan Süleyman
Demirel İstanbul’da meydana gelen çöp faciasını sabah saatlerinde konuttaki
çalışması sırasında öğrendi. İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nden telefonla bilgi
alan Demirel konuttan çıkışı sırasında gazetecilere ‘fevkalade üzgünüm’ dedi,
şöyle devam etti: “İstanbul’da bir çöp patlaması olayı var. Kesin belli
olmamakla birlikte çöp yığınlarının altında çocuklar olduğu söyleniyor.
Gecekondu bölgesinde olmuş. Çöp yığınları kaymış, evler çöplerin altında kalmış.
Yetkililer olay yerindedir. Çöp yığınının altında kaç kişinin olduğunu
bilmiyoruz. Büyüklerden daha çok çocukların olduğu sanılıyor. Hayatlarını
kaybeden vatandaşlarımızın yakınlarına başsağlığı diliyoruz.”
29 Nisan 1993 tarihli
Cumhuriyet Gazetesi’nin de ilk sayfasının göze çarpan ilk haberi tüm gazetelerde
olduğu gibi, Ümraniye Çöplüğü’ne ayrılmış. Haber başlığı, “Çöp Dağı Patladı”
şeklinde. Alt başlıkta “Öldüren İhmal Ümraniye Hekimbaşı Çöplüğü’nde biriken
metan gazı patlayınca çöp dağı bir mahallenin üzerine çöktü. 25 ev çöp yığınının
altında kaldı ilk anda 4’ü çocuk 8 ceset çıkarıldı. Ölü sayısının artacağı
belirtiliyor.”
Cumhuriyet Gazetesi’nin
birinci sayfasında, çöp yığınlarının altından ceset çıkaran dozerler, çıkarılan
cesetler ve ağlayan insanlar var. “Facia önceden belliydi” “Herkesi uyardık”
“Çöplük saatli bomba” ifadelerine yer veriliyor. “Çöplük saatli bomba” başlığı
altında uzman görüşlerine yer verilmiş. “Türkiye’nin herhangi bir kentindeki
diğer çöplüklerde de her an Ümraniye’de yaşanan benzeri meydana gelebilir.”
Haber17’nci sayfada devam ediyor. “Katı atık uzmanları, Ümraniye Çöplüğü’nde
yaşanan felaketin Türkiye’de diğer çöplüklerde de meydana gelebileceği konusunda
yetkilileri uyarıyor. Uzmanlara göre katı atıkların kontrolü ve
uzaklaştırılmasına ilişkin bir yönetmeliğin yürürlükte olduğu, ancak
uygulanmadığı, Türkiye’de çoğu yerleşim birimlerinin arasında ve yakınında
bulunan 2 bini aşkın çöp depolama alanı, çevre ve halk sağlığını tehdit etmeyi
sürdürüyor. Dayanılmaz kokusu, zehirli sızıntı sularının yanı sıra bu çöplükler,
metan gazı oluşumu nedeniyle her an patlamaya hazır bir bomba niteliği taşıyor.
Uzmanlar, çöp konusunda yıllar süren ihmalden kaynaklanan bu sorunun tüm Türkiye
için geçerli olduğunu söylüyor. B.Ü. Çevre Bilimleri Enstitüsü Öğretim Üyesi Doç
Dr. Günay Kocasoy, Ümraniye’de yaşanan facia üzerine ‘Sonunda olacağı buydu’
diyor. Aynı tehlikenin standartlara uygun olarak yapılmayan bu nedenle çevre ve
halk sağlığını tehdit eden 2 bini aşkın çöp depolama alanı için de geçerli
olduğunu belirten Kocasoy tehlikeye bir kez daha şöyle dikkati çekiyor:
‘Türkiye’de standartlara uygun tek çöp depolama alanı var. İzmir’de
gerçekleştirilen bu çöp depolama alanında hastane atıkları ve tehlikeli çöpler
ayrı alanlarda toplanıyor. Sızıntı sularının çevreye yayılmaması ve metan gazı
oluşmaması için orada önlem alınmış durumda, ama onun dışında ülkemizdeki
çöplükler benzer tehlikeleri taşıyor. Rastgele uzaklaştırılan çöplerin drenajı
sağlanmadan üst üste yığılması sonucunda oluşan oksijensiz (anaerobik) ortamda
bozunma (dekompozizasyon) oluşuyor. Bu bozunma sonucunda oluşan metan gazı,
kendi kendine tutuşabilen bir gaz. Gelişmiş ülkelerde çöplüklerde biriken bu
gaz konutların ısıtılmasında kullanılıyor ama bizde ise sıkışarak patlıyor ve
böyle facialara yol açıyor.’ ”
“Katı Atık Milli Komitesi
Başkanı B.Ü.Çevre Bilimleri Enstitüsü Başkanı Prof. Dr. Kriton Curi Türkiye’deki
çöplükleri her an patlamaya hazır bir bombaya benzetiyor. Düzenli depolama
alanları oluşturulmadığı için çöplüklerimizden kaynaklanan sızıntı suların ve
metan gazının kontrol altına alınması için daha çöpler dökülmeden depolama
alanında drenaj kanallarının yapılması gerektiğini belirten Curi Türkiye’de
felaketlere yol açan mevcut uygulamanın nasıl olduğu konusunda şu bilgiyi
veriyor: “İstanbul’da dört çöplükten bahsedilir, bunları Kumburgaz, Halkalı,
Ümraniye ve Aydınlı olarak sayabiliriz. Ancak bu bilgi tam değildir.
Adalarımızın bile hepsinin ayrı ayrı çöplüğü vardır. Çöpler söylediğim yerlere
götürülmekte kamyonlardan boşaltılmakta, kimi adamlar tarafından geri
kazanılabilecek malzemeler toplandıktan sonra çöpler bir kepçe ile uçuruma
atılmakta ve burada bırakılmaktadır. Bu çöpler oksijensiz şartlarda çürüme
neticesinde metan gazı ve karbondioksit çıkmakta, metan gazı oluşmakta, çöpler
kendi kendine tutuşmakta ve yanmaya başlamaktadır. Yangın hem hava kirliliğine
hem acayip kokulara sebebiyet vermektedir.”
Cumhuriyet Gazetesi’ni
okumayı sürdürüyoruz. 1’nci sayfada “Bakanlık: Herkesi Uyardık” başlığı altında
“Çevre Bakanlığı Müsteşar Vekili Aytaç Bilgiç Ankara’dan Çevre Bakanlığı’ndan
bir genel müdür yardımcısı iki uzmanın İstanbul’a hareket ettiğini, kendilerine
bugüne kadar bir talep ulaşmadığını söyledi.” Haber 17’nci sayfada devam ediyor.
“Çevre Bakanlığı Müsteşar Vekili Aytaç Bilgiç, 11 Ağustos 1992’de tüm
belediyelerin çöp konusunda uyarıldığını belirtti. Bilgiç çöplüklerin ıslah
edilmesini ısrarla uyardıklarını anımsattı. Bilgiç ‘Biz 11 Ağustos 1992
tarihinde, tüm Türkiye genelinde Belediyelere çöplüklerin ıslahı tedbirleriyle
ilgili bir genelge gönderdik. Ümraniye Belediyesi’nin bugüne kadar bize bu
manada bir talepleri olmamış. Tabii bu yüzden kaza meydana gelmiştir’ ”
“Erkekler Ağlıyor” başlıklı
Deniz Teztel’in haberi de Cumhuriyet Gazetesi’nin sayfalarında yer alıyor. “Bir
dere ve iki yanında evler. Adres, Asil Caddesi Yaya Sokak diye kayıtlara
düşüyor. Otuz ev var yok, tümü gecekondu. Sabah öğlene devrilmek üzere. Önce bir
patlama duyuluyor. Sonra bir çöp yığını derenin iki yanını kaplıyor. İş saati
olması erkekleri mutlak bir ölümden kurtarıyor. Kadınlar ve çocuklar evdeler.
Bir evde kaç kişi var bilinmiyor. Bazı evlerde, kumalar, çocuk sayısı bir evde
on da olabilir on beş de. Zabıtalar geliyor önce, arkasından itfaiye ve asker.
Korkunç bir metan gazı kokusu çevreye siniyor. Kurtarma çalışmalarına
katılanlardan ayılanlar bayılanlar çıkıyor. Anakent’in yardımcı belediye
işçileri beklemede. Şimdilik onlara düşen iş yok. Diğer ilçelerin belediye
başkanları Ümraniye Belediye Başkanı’nın yanında yer alıyor. Halk şokta.
Referanduma çeyrek kalmışken yaşadıklarının şoku bu. İyi ki bizim evimize
gelmedi diyenler var, yarım ekmeğin arasında kaşar yiyip kola içen de. Sanki bir
savaş alanı gibi. Sevinçle hüzün iç içe. Dozerler nasıl çalışıyor anlaşılır gibi
değil. Bir yerden alınan çöp diğer tarafa konuluyor. Bu artık kurtarma değil,
ceset çıkarma çalışması. Yer yer yanmaya başlıyor çöpler. Mahalleli için olağan
bir görünüm bu. Her gece çöplükte meşale görmeye alışmışlar çünkü. Saatler
ilerledikçe koku artıyor. Çöp dağı artık siyah ziftle örtülü. Ham asfalt ve
naylon torbalar görülüyor. Uyarılar birbirini izliyor. Sadece bakanlar ve
yetkililer gelince yollar açılıyor. Yeniden patlama olur mu bilen yok. Kimse
kimseyi uzaklaştırmayı düşünmüyor.”
Erkekler ağlıyor. Çünkü
çöplük öğleye doğru patladığından, kadınları ve çocukları çöplük altında
kaldılar. Kadınlar ve çocuklar öldü. Erkekler ağlıyor. Çöplük gecede
patlayabilirdi. İnsanlar ölüme uykuda yakalanabilirdi, kadınlar ve çocuklarla
birlikte erkeklerde ölebilirdi. Bir çok erkek “keşke ben de ölseydim de bu acıyı
yaşamasaydım” diye ağlıyordu. Olacağı önceden belliydi. Kaza geliyorum diye
bağıra bağıra geldi. Şimdi Ümraniye çöplüğü gibi binlerce çöplük her an
patlayabilirim diye bağırıyor.
İzmir’de yayımlanan Bölge
Gazetesi Yeni Asır da birinci sayfasını Ümraniye Çöplüğü patlamasına ayırmıştı.
“Çöp dağı 40 evi yuttu” “Yine ihmal, yine facia!” “Ümraniye Çöplüğü’nde
yıllardır biriken metan gazı patladı. 50 metre yüksekliğinde dağ oluşturan
tonlarca çöp, çığ gibi aktı. 40 ev yok oldu. 70 kişi enkaz altında.”
“Dünyada benzeri yaşanmayan
ve bu nedenle yabancı haber ajanslarının büyük ilgi gösterdiği facia, bir değil
iki büyük ihmali gündeme getirdi.
1.
Uyarıları hiç
kimse ciddiye almadı. Üsküdar Belediyesi Sağlık Müdürlüğü ile
Boğaziçi Üniversitesi Çevre
Bilimleri Enstitüsü yetkilileri defalarca “Ümraniye Çöplüğü’nde patlama olacak”
diye uyardı. Ancak uyarılar yanıtsız kaldı.
2.
Gecekondulaşma bir türlü önlenemedi. Ümraniye Belediyesi, çöplüğün yanındaki
gecekonduları yıkmak için üç kez dozer gönderdi. Taşlı sopalı direniş oldu,
yıkımdan vazgeçildi.
Ve sonuçta beklenen facia
gerçekleşti. bilim adamları şimdi yine uyarıyorlar. Aynı facia, modern çöp
fabrikası olmayan bir başka kentimizde de yaşanabilir.”
Çöplük patlamasının renkli
fotoğraflarına yer verilmiş Yeni Asır Gazetesi’nin ilk sayfasında. Çöplük
altında ceset arayan insanlar. Ağlayan bir adam var, fotoğrafın altında “Ne
evini buldu, ne eşini, ne de çocuklarını!...” başlıklı bir haber yer alıyor.
“Yoksulluk, çöp, pis koku, gecekondu ve ölüm. Ümraniye’de gerçek bir dram
yaşandı. Fotoğrafta çaresizliği görülen Ahmet Çınar isimli vatandaş, işinden
evine döndüğü zaman acı gerçekle yıkıldı. Önce çöpleri eşeleyip, evine ulaşmaya
çalıştı. Sonra yoruldu, olduğu yere çöktü, ağlamaya başladı. Kısa süre sonra
eşinin ve iki çocuğunun cesedi çıkarıldı.”
“Feci bir ölüm” “Enkaz
altında sağ kalanlar, metan gazından zehirlenip öldüler.” “Çöplüğün yanına tek
göz oda kuran ve bir çoğu Bayburtlu olan vatandaşlar, dün 10 sıralarında bir
patlamayla sarsıldılar.”
“Önce herkes deprem
zannetti. Ancak birkaç saniye sonra kokusuna alıştıkları çöp dağı, evlerini örtü
gibi sardı.”
“Çöp kiminin çocuğunu
kiminin komşusunu yuttu. Kurtulanlar sağa sola koşuşurken enkaz altından
çığlıklar ve imdat sesleri yükseliyordu.”
“Ancak patlamaya neden olan
metan, bu kez zehirlemeye başladı. 25-30 dakika sonra yardım isteyen sesler
kesildi. Sağ kalanlar can çekişerek öldü.”
29 Nisan 1993 tarihli Yeni
Asır Gazetesi’ni okumayı sürdürüyoruz. Birinci sayfanın alt köşesinde “İzmir’de
tehlike yok” başlıklı bir bölüm var. “İzmir Büyükşehir Belediyesi Türkiye’de
ilk kez uygulanan bir yöntemle “metan” sorununu ortadan kaldırdı. Çöpler
Harmandalı Çöplüğü’nün yakınında, killi toprağın altına gömülüyor. Toprağın
yapısı gereği metan gazı sıkışmıyor.”
Sipil Dağı’nın eteğindeki
Şahin Deresi ağzından, Manisa Çöplüğü’nden yükselen dumanları, sessiz çığlığı
duyan olmuyor. Manisa Çöplüğü de her an patlayabilir. Çöplüğün kıyısındaki
gecekondular çöplük yığınları altında kalabilir. Kadınlarımız, çocuklarımız,
insanlarımız ölebilir. Yangın çıkar demiyorum, her an çıkabilir. Sipil Dağı’nın
yamaçlarındaki ormanlık alanlar da tehlike altında. Önlem almak için ne
bekleniyor, henüz bilemiyoruz.
Gazeteleri yeniden
okuyunca, “çöp faciası”nı yeniden yaşar gibi oldum.
Gündemimizi gerçekten
felaketler oluşturuyor. “Hızlandırılmış Tren” kazasında da öyle olmadı mı?
Gazeteler yazıyor, televizyonlar gösteriyor. Yetkililer açıklamalar yapıyor.
Muhalefet iktidarı suçluyor. Bilim adamları konuşuyor. Sonra, sonra her şey yeni
bir felaket olana dek unutuluyor. Depremler de, sel baskınların da, yangınlar da
hep böyle oluyor. Ağıtlar yakıyoruz, sonra da sanki hiç felaketler yaşanmamış
gibi hiç bir önlem almadan yaşamayı sürdürüyoruz. Ancak bunun bir istisnası var.
AB istediğinde, istenileni hemen gündemimizin ilk sırasına alıp hemen gerekli
düzenlemeleri yapıveriyoruz!
Çöp konusunda
üniversitelerimizin, bilim adamlarımızın ve uzmanların yaptığı çalışmalar,
çöplük patlamaları ya da çöplüklerin neden olduğu yangınlardan sonra gündeme
geliyor, yazılıp çiziliyor. İlgililer açıklamalar yapıyor. Ancak daha sonra
unutulup gidiyor. Ülkemizde çevre duyarlılığı henüz yönetimleri etkileyebilecek
ağırlıkta değil. Zaman zaman, gençlik gruplarının bazı alanlarda, basına haber
vererek çevre temizliği yapmasının yeterli olmayacağı bilinen bir gerçek.
Anmadan edemeyeceğim bu konuda çalışma yapan, soruna çözüm arayan bilim
adamları, duyarlı yurttaşlar ve belediyeler yok değil. Yeterli olmasa da, çöp
konusunu gündemine alan, çalışmalar yapan belediyeler var. Çöp toplama, depolama
ve yeniden kazanım konusunda bazı belediyelerimizin başlattığı örnek
uygulamaları zaman zaman gazetelerde okuyoruz.. Bunların hızla
yaygınlaştırılması belediyelerin çöpü gündemlerinin ilk sıralarına alması
gerekiyor.
Çöp konusu üzerine fazla
program yapılmıyor. Yapılanlara da sanırım fazla ilgi gösterilmiyor. Yıllardır
duyarlı bir yurttaş olarak çöp konusundaki gelişmeleri izlemeye çalışıyorum.
Çöplüğün neden olduğu söylenen Burgazada yangınından sonra 21 Ekim 2003
tarihinde NTV’de çöp konusunu gündemine alan “Anahtar” Programı ilgiyle
izlediğim programlardan birisi olmuştu.
NTV’de 21 Ekim 2003
tarihinde yapılan Anahtar isimli programda, orman arazileri ve çöp
toplama alanları tartışıldı. Bu program için hem NTV’yi hem de Mithat Bereket’i
yürekten kutluyorum. Keşke benzerleri yapılabilse.
Programa katılan konuklar, Çevre ve Orman Bakanı Osman Pepe, İstanbul Büyükşehir
Belediyesi Çevre Koruma Daire Başkanı Faruk Anılsın, Boğaziçi Üniversitesi Çevre
Bilimleri Enstitüsü Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Günay Kocasoy’du.
Programı Mithat Bereket
sunuyordu. “Hepinize
merhaba. Yeni bir konuyla, yeni bir mekanda ve tabi yeni bir Anahtar'la işte
yine sizlerle birlikteyiz. Ve her zamanki gibi bugünkü Anahtar'da da sizlere
hayatın kapılarını açmaya devam ediyoruz. Bugünkü Anahtar'da İstanbul’dan
İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin Baruthane'deki çöp aktarma merkezinden, çöp
aktarma istasyonundan canlı yayındayız. Aslında burası Türkiye'deki
büyükşehirlerde nadiren bulunan merkezlerden biri. İstanbul'un çöplerinin bir
bölümü kamyonlarla buraya, bu tesisin içine getiriliyor ve içerde özel işlemlere
tabi tutulup çevreyi kirletmeyecek şekle getirilip ondan sonra da yok ediliyor.
Ama dedik ya Türkiye'de ne yazık ki burası gibi tesislerin sayısı bir elin
parmaklarını geçmiyor. O yüzden genelde çöpler açık alanlara depolanıyor ve
böylelikle de çevreyi ve insan sağlığını tehdit eder hale geliyorlar. İşte biz
de bugünkü Anahtar’da sizlerle birlikte Türkiye’nin bu en önemli sorunlarından
birini, yani çöp sorununu masaya yatıracağız. Ve ne yazık ki sadece felaketlerle
birlikte hatırladığımız bu sorunun çözümü için neler yapılması gerektiğini
anlamaya çalışacağız. Bunun için de her zamanki gibi bugünkü programımızda yine
uzman konuklarımız var. Ben konuklarımı sizlere tanıtmak istiyorum. İlk
konuğumuz Boğaziçi Üniversitesi Çevre Bilimleri Enstitüsü Başkan Yardımcısı
Prof. Dr. Günay Kocasoy. Diğer konuğumuz İstanbul Büyükşehir Belediyesi Çevre
Koruma Daire Başkanı Dr. Faruk Anılsın. Ayrıca Ankara'da TBMM'de de bu konuyu
özellikle Burgazada yangınından sonra gündemin ilk sıralarına alan Çevre ve
Orman Bakanı Osman Pepe konuğumuz. Ve gelelim bugünkü Anahtar’ın konusuna.
Aslında ilk felaket bundan 10 yıl önce geldi. Ümraniye'deki Hekimbaşı çöplüğü
patladı. 20 yıldır oraya biriktirilen çöplerden ortaya çıkan metan gazı patlamış
ve meydana gelen toprak kaymasının altında kalan 39 kişi hayatını kaybetmişti.
Bundan sonraki tartışmaysa yaklaşık 2 hafta önce yaşanan Burgazada yangınıyla
yeniden alevlendi. Kimilerine göre oradaki yangına çam ormanının ortasındaki
çöplük neden olmuştu. Kimilerine göre ise bu yangının oradaki çöplükle hiçbir
alakası hiç bir ilgisi yoktu. Ama ne olursa olsun Burgazada yangınıyla acı bir
gerçek bir kez daha Türkiye'nin, Türk halkının suratına çarpıldı adeta.
Türkiye’de ormanlar hala çöplük olarak kullanılıyordu. Türkiye’de halihazırda
günde tam 65 bin ton çöp üretiliyor. Ve bunun ne yapıldığı tam olarak hala belli
değil. Tabi durum böyle olunca da akla pek çok soru işareti geliyor. Türkiye'de
ormanlar neden çöp alanı olarak tahsis ediliyor? Türkiye'de evsel atıklar acaba
hangi yollarla imha ediliyor, nasıl depolanıyor? Ve tabi daha da önemlisi çöp
sorunuyla ilgili acaba neden Türkiye'de bir türlü kalıcı çözümler üretilemiyor?
İşte bugünkü Anahtar’da uzman konuklarımızla birlikte bütün bu sorulara yanıt
aramaya çalışacağız. Ben hemen konuklarımıza dönüyorum ve hoş geldiniz diyorum..
Ve Ankara’da da Çevre ve Orman Bakanı Osman Pepe var ama ben önce hemen Günay
Hanım'la başlamak istiyorum. Şimdi önce tabi çok sıcak. Yani ormanlar.. Neden
ormanlar çöplük olarak, çöp alanı olarak kullanılıyor Türkiye'de? Burgazada'da
ortaya çıktı ama bunun başka yerlerde olduğu da söylendi. Ya bunun mantığı ne?”
Mithat Bereket Günay
Kocasoy’a “Neden ormanlar, çöplük olarak, çöp alanı olarak kullanılıyor” diye
soruyor. Günay Kocasoy yanıtlamadan önce -Manisa çöplüğünün de orman alanında
olduğunu düşünüyorum- ve soruya Günay Kocasoy’un vereceği yanıtı bekliyorum.
Günay Kocasoy: “Aslında
bunun mantığı yok. Yer seçimini yaparken veya bunun nasıl yapılması gerektiğini
anlatırken ormanlık alanların içinde değil, yakınında bile çöp alanlarının
olmaması lazım. Bu yani uluslararası bilinen bir gerçek. Çünkü neden olmaması
lazım? Ne kadar düzenli bir çöplük alanı yaparsak yapalım, işletirsek işletelim
buradaki hafif malzemeler, plastikler olsun, kağıtlar olsun, gerek vasıtalar
oraya giderken gerek orada dökülürken bunlar rüzgarın etkisiyle ormanlık
alanlara savruluyor, görsel bir kirlilik nedeni oluyor. İkincisi; tüm çöp
alanlarında her zaman için bir yangın ihtimali vardır. Bu yangın ihtimal olduğu
zaman da tabi en çok korktuğumuz yerleşim alanları ve ormanlar. Ormanlar burada
fazlasıyla etkilenip yok olmaktadır. Bir üçüncü neden ise; çöp alanı, yani
düzenli depolama alanları için yer seçimi çok zor. Bulmamız çok zor. Hele hele
toprağın çok kıymetli olduğu, çoğunlukla su havzalarının bulunduğu yörelerde..
Böyle olunca da bir çöplük, halk dilinde kullanıyorum, çöplüğün bitme durumuna
göre artık fazla çöp alamayacağı zaman en kolay çözüm yeni bir çöp alanı bulmak
zor olduğu için biraz ormandan toprak çalmak oluyor. Yavaş yavaş orman bu
şekilde istila edilmiş oluyor. O nedenle de uluslararası yani bu bir kuraldır,
çöp alanlarının seçiminde ormanların yakınında olmayacak. Tabi bir çok kriterler
var ama günümüzde bugünkü konumuz orman olduğu için söylüyorum. Yalnız
İstanbul’da şöyle bir sorunumuz var. Bir çöp alanı seçiminde uyulması gereken
kriterlere baktığımız zaman su havzalarında olmayacak, ormana yakın olmayacak,
havaalanına yakın olmayacak. Ama İstanbul’da çöp alanı aradığımız zaman bulunan
bütün yerler ya su havzası oluyor, ya ormanlık alan oluyor ve yahut da koruma
bölgesi, askeriyeye ait bölgeler oluyor. Bu nedenle de biz çöp alanlarımızı
seçerken dikkatli olmamızın yanında çöplüğe yollayacağımız atığın da miktarını
en aza indirmemiz lazım. Bunun çeşitli yöntemleri var. Her şeyden önce geri
kazanmayı başlatmamız lazım.”
Günay Kocasoy’u dinlerken,
ormanlık alandaki Manisa Çöplüğü’nü ve çöplük nedeniyle çıkan yangınları
düşünüyorum.
Mithat Bereket devam
ediyor: “Çünkü
baktığınız zaman, gerçekten, az üretmek, atıkların geri kazanılması ve atıkların
çevreye zarar vermeden yok edilmesi 3 kalem olarak ortaya çıkıyor, ama oraya
geleceğiz. Hemen ben şimdi Faruk Anılsın'a dönmek istiyorum. Yani bu son
Burgazada yangınında gündeme geldi. Belediyelerin hatta İstanbul’daki
belediyelerin bazılarının da ormanları çöplük olarak kullandığı gündeme geldi.
Nedir son durum İstanbul'da, Büyükşehir Belediyesi'ndesiniz siz. Genel bir
portreyi bize anlatır mısınız lütfen?”
Faruk Anılsın: “Şimdi
İstanbul Büyükşehir Belediyesi olarak bu sizin de belirttiğiniz Ümraniye
faciasından sonra çöplerin bertarafı konusunda düzenli depolama sistemine geçiş
süreci başlamış ve 94'ten sonra hızlı bir şekilde iki noktada, Anadolu yakasında
Kömürcüoda'da, Şile'de Avrupa yakasında da Göktürkoda yerinde iki noktada
düzenli depolama alanları tahsis edilmiş. Tabi Türkiye'nin problemi, ana
problemi katı atıkların düzensiz olarak depolanmasından kaynaklanıyor. Günay
Hocamın dediği gibi İstanbul’da tabi bu yer seçimi konusunda, o zamanlar
hatırlarsınız, çok ciddi tartışmalar da olmuştu. Ancak bu düzenli depolama
sistemine uygun ya su havzası, ya orman havzası dolayısıyla verimsiz orman olan
bu bölgelerde bu alanlar tahsis edilmişti. Şimdi biz buralarda bütün ilçelerden
gelen limit 10 bin ton çöpü düzenli olarak burada da bir tanesini görüyoruz, 6
adet transfer istasyonumuzda sıkıştırıyoruz ve hacim olarak 4'te 1 hacme
düşürüyoruz.”
Mithat Bereket: “Sonra
ne oluyor? Yani burada neler yapılıyor, anlatır mısınız bize kısaca?”
Faruk Anılsın: “Burada
bu sahamız Baruthane transfer istasyonumuzda gelen çöpler, belli ilçelerden
gelen çöpler bu merkezde sıkıştırılıyor. Sıkıştırıldıktan sonra 4 kamyonun
taşıyabileceği çöp miktarı bu silo sistemi dediğimiz kamyonlarla Göktürkoda
yerindeki düzenli depolama alanımıza götürülüyor. Düzenli depolama alanımızda da
kille, membranla ve içerisindeki metan gazının da düzenli olarak çıkabilmesini
sağlayacak bir teknolojiyle Avrupa'nın uygulamış olduğu en son teknolojilerle
burada 50 tonluk kompektörlerle sıkıştırarak bu çöpleri orada bir tabaka çöp,
ondan sonra kil, toprak, tekrar çöp, tekrar kil toprak içerisindeki gazı
alıyoruz. Şimdi içerisindeki gazı aldığımız zaman içerisindeki gazı da elektrik
enerjisine dönüştüren sistemler.. Bunun eski vahşi depolama alanı olan
Kemerburgaz'da kurduk. Orada şu anda fiilen 2 megavat enerji elde ediyoruz.
Orada depolama olmadığı için az gaz çıkışı söz konusu. Kemerburgaz’daki sahanın
dışındaki diğer iki saha da son yaptığımız fizibilitelere göre de saatte 15
megavat enerji elde edecek gazı şu anda elde ediyoruz.”
Ne kadar ilgi çekici değil
mi? Çöplükten 2 megavat enerji üretilebiliyor. Yeni başlanacak bir tesisten de
15 megavat enerji elde edilebilecek. Çöp sorununu çözmek isteyen
belediyelerimizin önünde uygulanmış projelerin de olması işlerini
kolaylaştıracaktır. Yeter ki, sorun çözme, yeni projeler uygulama istekleri
olsun.
Mithat Bereket: “Şimdi
çok güzel. Fakat bakıyoruz yani mesela Kemerburgaz'daki çöplüğün yerinde şimdi o
vahşi çöplük diye siz tabir ediyorsunuz anladığım kadarıyla, açık olan o
çöplüğün yerinde şimdi bir en azından orada başka bir tesis var ve orada enerji
üretiliyor. Fakat Burgazada'da hala çöplük vardı. Yani İstanbul'da böyle
çöplükler hala var...”
Faruk Anılsın: “Şimdi
Burgazada gerçeği şudur; Büyükada Belediye Başkanımız bize 99 yılında oradaki
çöplüklerin kapatılması konusunda yardım istemişti ve özellikle Büyükada ve
Heybeliada...”
Mithat Bereket: “Yani
pek çok yerinde var, bütün diğer adalarda da var bu çöplükler..”
Faruk Anılsın: “Şimdi
o iki ada kapanmıştı. Ve Burgazada'da ve Kınalıada'da bu şekilde dökmeye devam
etmişler. Aslında ilçe belediyelerin bunu bize getirmesi gerekir. Bunun
haricinde tabi beldelerde de var, bu beldelerden de biz Büyükşehir Belediyesi
olarak yasal olarak görevimiz olmamakla beraber biz bu getirdikleri çöpleri hiç
bir ücret almaksızın, yasaya göre ücret alınması gerekiyor, almaksızın biz bu
çöpleri kabul ediyoruz. Yani bu 6 adet transfer istasyonumuza sadece 27 ilçenin
değil bugün Esenyurt'un da Sultanbeyli'nin de çöplerini hep alıyoruz, katı
atıklarını alıyoruz ve bertaraf ediyoruz. Ama bazı beldeler işin kolayına
kaçarak mücavir alan dışında, Büyükşehir Belediyesi mücavir alan dışında bazı
beldeler ve Türkiye'nin birçok belediyesi işin kolayına kaçarak o İstanbul'un
geçmişteki vahşi depolama düzenine hala devam ediyorlar. Ve ne yazıktır ki
bunların çoğu da bugün Çatalca'ya da gitseniz çoğu da orman arazilerine yakın
veya orman arazilerinin içine dökülüyor.”
Mithat Bereket: “Orman
arazileri deyince hemen Ankara'ya döneceğim. Çevre ve Orman Bakanı Osman Pepe
orada, Mecliste çünkü. Sayın Bakan merhabalar..”
Osman Pepe: “Merhaba,
iyi yayınlar diliyorum.”
Mithat Bereket: “Ben
size hemen soruyu sormak istiyorum. Yani Burgazada'yla gündeme geldi ve siz bir
anda gündemimizin en üst sırasına koydunuz orman arazilerindeki çöplük sorununu.
Bize bir envanter biraz anlatabilir misiniz? Türkiye'nin genelindeki durum ne?
İstanbul’u biraz anlattı buradaki konuğumuz ama İstanbul ve Türkiye'nin geneli
ormanlara baktığınızda çöplük oranı nedir, biraz bize bilgi verebilir misiniz
lütfen?
Osman Pepe: “Sayın
Bereket, NTV’ye ve size çok teşekkür ediyorum. Türkiye'deki fevkalade hayati bir
konuyu çok ağırlıklı bir şekilde kamuoyunun dikkatlerine sunduğunuz için bir
program olarak bunu yaptığınız için teşekkür ediyorum. Türkiye'deki tablo şudur;
Türkiye'de maalesef sizin de programın açılışında ifade ettiğiniz gibi büyük
metropol kentler başta olmak üzere Türkiye’deki 3 bin 300 civarındaki
belediyenin ancak 16 kadarında düzenli depolama alanları vardır. Bizim
Türkiye’de büyük kentlerde durum böyledir de illerde, ilçelerde, beldelerde
durumun hangi feci boyutlarda olduğunu zannediyorum tahayyül etmek hiç de zor
değildir. Tabi herkesin çöplük denince çöpleri bertarafı denince tehlikeli
atıkların bertarafı denince tıbbi atıkların bertarafı denince bunlar özden ırak
olunca mesele zannediliyor ki bitiyor, orada hallediliyor. Konu hiç de öyle
değil. Tabi bir Hekimbaşı Çöplüğü’ndeki felaket olduğu zaman işte İstanbul
Burgazada'da 15-20 gün önce medyana gelen yangın olduğu zaman Çanakkale'deki
yangın, Bodrum'daki yangın, mesela bu orman yangınları maalesef çöp alanlarında
çıkan yangınlardı. Türkiye'deki belediyelerin yüzde 99'unda maalesef düzenli
depolama alanları mevcut değildir. Milletin aklına ilk olarak çöp dökecek yer
deniz kenarındaysa deniz geliyor, büyük bir nehrin kenarındaysa nehir geliyor ve
yahut da ki orman geliyor. Halbuki denize, nehire ve yahut da ormanların
içerisine terk edilen, dökülen çöplerin insan sağlığını, çevre sağlığını ne
kadar ağır şekilde tehdit ettiğini ancak birtakım neticelerini gördüğümüz zaman
anlayabiliyoruz. İstanbul'daki Burgazada'da meydana gelen yangında olduğu gibi
ve diğerlerinde olduğu gibi. Ama bir kısmının böyle bir felakete mahal vermediği
zaman zannediyoruz ki hiçbir tehlikesi yoktur. Tabi bu tabloya baktığımız zaman
şunu görmek mecburiyetindeyiz; belediyelerin biz Çevre ve Orman Bakanlığı olarak
yeni bir çatı altında toplanmamızdan sonra, organize olmamızdan sonra müsteşarla
ilgili bürokrat arkadaşlarıma şu talimatı verdim; belediyeler acilen kendi
aralarında birlikler oluştursunlar ve bizden vahşi depolama alanları olarak
talepte bulunmasınlar. Çünkü bu iş bir disipline edilmezse Avrupa Birliği
sürecinde olduğunu söyleyen Türkiye’nin bu haliyle bu anlayışıyla kendi
insanının sağlığını görmeyen, bunu gözetmeyen, bunun gereklerini yerine
getirmeyen bir anlayışla ne Avrupa Birliği'ne ne de başka herhangi bir yere
girmesi söz konusu değildir.”
Mithat Bereket: “Burada
önemli bir nokta var. Yani hukuki açıdan baktığımız zaman Ormanları Koruma
Kanunu var Türkiye'de. Yani ormanları kirletmek, ateş yakmak vesaire vesaire
hepsi bunların yasak. Şimdi belli ki uzunca bir dönemdir çöplüklerin ormanlarda
bulunmasına, kurulmasına belediyeler istekte bulunuyor ve Orman Bakanlığı ya da
yetkililer buna izin veriyorlar. Çünkü gözden kaçacak gibi değil, kocaman
çöplükler var. Nerede sıkıntı var ve siz bundan sonra hukuki düzenleme olarak
neler yapılması gerektiğini düşünüyorsunuz, neler yapacaksınız?”
Osman Pepe: “Sayın
Bereket şöyle söyleyeyim; şu anda Türkiye'de Çevre Kanunu yok, şu anda çevre
kanununu biz tamamladık, revizyonları tamamladık. Önümüzdeki zannediyorum birkaç
hafta içerisinde önce meclis komisyonuna gelecek, ondan sonra da inşallah genel
kurula gelecek. Bu konuda Türkiye'de çok ciddi bir mevzuat eksikliği vardır.
Mevzuat eksikliğinden bu şu andaki hiçbirimizin hoşuna gitmeyen, içimize
sindiremediğimiz tablolar Türkiye'nin gerçeği oluyor. Tabi burada bu ormanların
içerisinde vahşi depolama alanı olarak kullanılan çöplüklerin mutlaka Orman
Bakanı tarafından tahsisinin yapılması gerekir. Aksi halde zaten buralara hiçbir
belediyenin hiçbir idarenin kullanması söz konusu değildir. Ne yapalım, çöpümüzü
nereye dökelim canım işte verin bize orman içerisinde bir yer dökelim.Halbuki
ormanın içerisine dökülen çöplüklerin sadece yangına imkan hazırlamadığını,
böyle bir vasat oluşturmadığını bunun çok daha ağır neticelerini yarın öbür gün
toplumun ödeyeceğini, bunun faturalarının bir gün toplumun önüne konulacağının
bilincinde olmamız lazım. Bu çöplüklerden sızan ağır metal içeren yer altı
sularına karışan sular bizim evimizdeki içtiğimiz sulara karışıyor. Oradaki
çöplüklerde beslenen hayvanların etini sütünü yiyen insanlarımızın çok ciddi ve
kalıcı sağlık sorunlarıyla karşı karşıya olduğu gerçeğini pek çoğumuz ne yazık
ki bilemiyoruz, göremiyoruz ve yahut da ki en azından görmek istemiyoruz. Tabi
Türkiye bu konuyu Burgazada yangınından sonra belki tartışmaya başladı ama biz
bununla alakalı olarak arkadaşlarımız tarafından bütün belediyelere Çevre ve
Orman İl Müdürlükleri'ne yapmış olduğumuz tahmin doğrultusunda önümüzdeki kısa
bir süre içerisinde bütün belediyeler bize bu konuyla alakalı mutlaka ve mutlaka
cevap vermek mecburiyetindedirler. Yani biz belediyeleri elbette ki zecri
tedbirlerle tabiri caizse duvardan yukarı tırmandırmak niyetinde değiliz. Pek
çok belediyemizin bu konuda belki maddi imkanları yeterli değildir ama
belediyeler mutlaka kendi aralarında kaynaklarını da verimli kullanması
açısından..”
Mithat Bereket: “Ne
tür çözümler üretmeyi düşünüyorsunuz belediyelerle birlikte? Çünkü bu iş pahalı
bir iş. Yani bu katı atık depolama merkezlerini yapmak ve bu tip tesisler yapmak
çok pahalı.”
Osman Pepe: “Çöpleri
tabi birkaç şekilde bertaraf etmek söz konusudur. Bunlardan birisi İstanbul
Büyükşehir Belediye Başkanlığı’nı oradaki şu anda konuğunuz olan değerli
arkadaşımız Faruk Bey'in ifade ettiği gibi bir düzenli depolama alanları veyahut
da ki yakma üniteleriyle çöpleri bertaraf etmek söz konusudur. Belediyeler
mutlaka ve mutlaka güçlerini birleştirmeleri lazım. Mesela bir örnek verecek
olursak, Giresun ve Ordu arasında iki ilin ve bütün ilçelerinin katılacağı ve
birlik şeklinde yapılanarak orada bir düzenli çöp depolama alanının
oluşturulmasının çalışmasını yapıyoruz. Trabzon-Rize arasında, Samsun'da ve
diğer illerde de bu benzer uygulamaları, projeleri mutlaka hayata geçirmemiz
lazım. Her belediye her belde, her ilçe, her il kendi başının çaresine bakmaya
kalkarsa ne onun belediye olarak mali portresinin altından kalkması mümkündür ne
de bizim Bakanlık olarak zaten böyle bir projeyi finanse etmemiz mümkün
değildir. Burada aslında biz Çevre ve Orman Bakanlığı olarak koordinasyon
yapıyoruz. Yapmış olduğumuz koordinasyonda projelerin üretilmesi,
fizibilitelerin yapılması ve de yer seçimiyle alakalı olarak onlara koordinasyon
görevi yapıyoruz. Ayrıca bunların birtakım kredileri temin etmesi ve bu
kredilerin Türkiye’deki projelerin gerçekleşme aşamasında kullanılabilmesi için
de çalışmalara destek veriyoruz. Elbette ki önümüzdeki süreç içerisinde çıkacak
olan çevre kanunu, temiz hava kalitesiyle alakalı olarak bir kanun düzenleme
daha düşünüyoruz. Bunların hepsi bir süreç içerisinde Türkiye’de öyle
zannediyorum ki 3-4 ay içerisinde hayata geçecekler. Bunlar hayata geçtikten
sonra Türkiye'deki bu vahşi depolama alanı olarak ormanları seçen çöplüklerin
bundan sonra bu tarz artık sürdürülebilir bir tarz olmadığını gördükleri için
bundan geri adım atacaklar. Atmasalar da zaten biz onlara müsaade etmeyeceğiz,
Türkiye çağdaş bir çevre anlayışıyla çağdaş bir çöp bertaraf tesislerine
kavuşmak suretiyle şu andaki içerisinde bulunmuş olduğumuz hiç birimizin hoşuna
gitmeyen bu çirkin tabloları inşallah ortadan kaldıracağız. Tabi ben burada çok
detaylı ve teferruatlı olarak rakamları vermek istemiyorum. Çünkü rakamlarla da
değerli izleyicileri boğmak istemiyorum ama şu anda pek çok projede ciddi olarak
uğraştığımızı, bunlarda mesela havza bazında projeler yaptığımızı, Trakya’yla,
Sapanca Gölü’yle, Tuzgölü’yle, Denizli’yle, Akdeniz’deki pek çok turistik
bölgedeki yerleşim bölgelerinden benim bakanlığımın sorumluluk taşımış olduğu
özel çevre kurumunun da koordinasyonunda ve kredilendirmesiyle yapılmış olan
Türkiye’de bir hayli çöp bertaraf tesisi vardır. Daha doğrusu şunu söyleyeyim;
bunu bir toplumsal bilinç haline getirmemiz lazım. Bunu bir sorun olarak görüyor
muyuz, görmüyor muyuz..?”
Mithat Bereket: “Efendim
ben size çok teşekkür ediyorum. Buradaki konuklarıma da söz vermek istiyorum.
Gerçekten verdiğiniz bilgiler çok önemli, çok önemli doneler verdiniz bize.
Şimdi onun üzerine burada uzmanlarla konuşmak istiyoruz. Çok çok teşekkürler
bizlerle olduğunuz için.”
Osman Pepe: “Ben
teşekkür ederim.”
Mithat Bereket: Hemen ben Günay Kocasoy’a
dönmek istiyorum. Şimdi belli ki bir ekonomik sıkıntısı var burada yani ciddi
anlamda ve daha da önemlisi Bakan’'ın altını çizdiği bir çevre kanunu eksikliği
var. Yani daha henüz nerelerde çöplük var, nerelerde çöplük yok kimse bilmiyor
orman arazilerinin durumu belli değil ki. Bakan kendisi söyledi, belediyelere
çağrıda bulunduk bize bildirin neyiniz var neyiniz yok diye. Ne olacak bu iş?
Yani niye bir türlü çözülemiyor?
Günay Kocasoy: Şimdi şöyle diyeyim; çevre
kanunu yok demeyelim, çevre kanunu var, uzun zamandan beri vardı. Fakat bunun
revizyona tabi tutulması tabi her kanun ve yönetmelik gibi günün şartlarına göre
uyumlu yapılması gerekiyordu. Uzun bir süredir ama epeyce uzun bir süredir de
bunun üzerine çalışılıyor. Henüz daha son şeklini almadı ki çoktan almış olması
ve parlamentoya gelmiş olması lazımdı. Bunun hızlanması lazım. Şimdi sadece
burada çevre kanunu ve katı atıklar diye kısıtlamayalım. Veya vahşi depolama
diye kısıtlamayalım. Sayın Bakanımız dedi, 3 binden fazla vahşi depolama var,
bunun uygulamasından vazgeçilecek. Bu vahşi depolama alanları sadece orman
içinde değil. Ormanın dışında da var, yerleşim merkezlerinde de var. Bunların
bir an evvel uygulamadan kaldırılması lazım. Peki kaldırınca olay bitiyor mu?
Hayır. Biz eğer o vahşi depolama alanlarını rehabilitasyona tabi tutmazsak,
düzenli bir şekilde gerekli örtümleri yapıp, gaz bacalarını kurup, sızıntı
sularını toplamazsak Ümraniye çöplüğündeki yaşadığımız faciayla her an 3 bin
vahşi depolama alanıyla karşı karşıya geliriz. Çöp atalım atmayalım, çöp atması
durdurulduktan sonra rehabilitasyonu lazım. En güzel ekonomik çözüm de, bunu
yıllardır söylüyoruz ama maalesef bizim belediye başkanlarımız halka hesap
veremem, başka şehrin çöpünü alamam mantelitesiyle gidiyorlar. O nedenle de
biraz önce Bakan bunu açıkladı, bölgesel çöplükler yapılması.”
Mithat Bereket: “Hemen
Faruk Anılsın'a döneceğim. Şimdi burada aslında bir başarı öyküsü var
İstanbul’da. Ama eminim programımızı seyreden diğer şehirlerdeki izleyicilerimiz
ama İstanbul Belediyesi de neredeyse Türkiye'nin en büyük şirketlerinden biri,
dolayısıyla paraları çok, onun için bunu yaptırabiliyorlar diyor. Şimdi
gerçekten ne kadara çıkıyor bu tip tesisler, depolama alanları bu kadar pahalı
mı? Veya Dünya Bankası’ndan, diğer kuruluşlardan krediler alınabildiğini
biliyoruz. Neden zorlanıyor, bir prosedür sıkıntısı mı var? Niye bunu Türkiye
daha kalıcı hale getirmiyor? Niye bu tip tesislerden daha fazla yok Türkiye'de?”
Faruk Anılsın: “Aslında
Mithat Bey şimdi İstanbul örneğini Türkiye’nin her noktasına uygulayalım
şeklinde bir düşüncede olmayabilir. Her bölgenin kendi içerisinde kendine has
bir sistemle çöpünü bertaraf etmesi gerekir. Ancak tabi radikal çözüm esas,
biraz evvel geleceğim dediniz, radikal çözüm bir kere atmamak, yani atmadan
kazanmak. Görüyorsunuz, katı atıklarımızı depolasak da bir bedel ödüyoruz, bunun
için kuracağımız tesisler için bedel ödüyoruz. Ki bunu yakma merhaleleri var,
dünyada şimdi gelişmiş ülkeler yakıyor çöplerini. O biraz daha pahalı yatırımlar
gerektiriyor. Onun için bir kere biz toplum olarak köylüsü, kentlisi, şehirlisi,
herkes bir kere atmamayı öğrenmeliyiz. Efendim katı atığımızın içerisinde
ambalajını, kağıdını, camını, tenekesini bir kere ayrı ayrı poşetlere koymayı
öğrenmeliyiz. Bir kere birey olarak her birey kendi içerisinde bunu yapmalı.
Ondan sonra belediyelerin bu tip tesisleri yapması konusunda dünya ve özellikle
dünyadaki çevre sektöründeki gelişmeler ve dünyadaki kredi veren kuruluşlar
özellikle çevreyle ilgili projelere çok şirin bakıyorlar ve çok olumlu
bakıyorlar. Yani eğer siz ciddi bir projeyle, bölgesel projelerle giderseniz hiç
belediyenin bütçesinden, devletin bütçesinden bir kuruş koymadan bu tip
tesisleri kurarak ekonomiye geri döndürme şeklinde başlayabilirsiniz. Yani hem
katı atıkların kaynağında ayrıştırılması, hem de bu arada yapacağımız tesislerle
örneğin bir kompos tesisi, şu anda biliyorsunuz İstanbul Büyükşehir
Belediyesi’nin geri kazanımla yapmış olduğu tesislerden bir tanesi de kompos
tesisidir. Burada günde bin ton çöpü işliyoruz biz ve bu bin tonun içerisinde
100-150 ton geri kazanılabilir ambalaj atıklarını topluyoruz. Ayrıca 200-250 ton
da kompos denen özellikle yeşil alanların kalitesinin artırılmasında son derece
önemli, satın almanız gereken gübreyi almıyorsunuz. Bunun için özellikle tarım
ülkesi olan ülkemizde tarımsal bölgelerde işin bir de bu boyutu var. Yani bugün
anızları yakıyorsunuz, tarlalarımızı sadece mineral toprakla başbaşa koyuyoruz,
organik madde açısından fakir oluyor. Ve en ufak bir susuzlukta verim azalıyor.
Bu sefer çiftçi efendim gübre attım diyor, şu kadar mazot yaktım, ama ürün elde
edemedim.. Yani bütün bunların altında aslında bilgisizlik yatıyor. Bütün
bunları bilgili bir şekilde köylümüzü kentlimizi, Sayın Bakanım’a buradan
özellikle teşekkür ediyorum, hakikaten bu konuyu çekinmeden cömertçe meydana
dökmesi, ortaya koyması bence esas işin temelinde çözüm noktasına ulaşması
noktasındaki temel anahtar bence bunu konuşmamamızdı. Bunu konuşur hale
getirdiğimiz sürece bunu mutlaka ülkemiz çözecektir.”
Mithat Bereket: “Günay
Kocasoy, tekrar size dönmek istiyorum, buyrun..”
Günay Kocasoy: “Faruk
Bey'in söylediği bir konuya dikkati çekeceğim ama ondan önce şu anda karşıma
baktığım zaman halkın bilinçlenmesi lazım. Şurada ağaçlar var ve ağaçların
dibinde çöpler yakılıyor. Halkın bilinçsiz bir şekilde yaktığı şu çöpler biraz
sonra belki ormanları, oradaki ağaçları yakacaktır.”
Mithat Bereket: “Ben
de onu soracaktım. Şimdi sorular geliyor. Yani hem halkın bilinçlenmesi lazım...
Ama mesela şey soruları da var, diyorlar ki yani çöplerimi ben bizzat ayırıyorum
evde yani bilinçli tüketici olarak, bilinçli vatandaş olarak ayırıyorum ama çöp
kamyonuna hepsi aynı anda giriyor. Bakıyoruz mesela yeni haber daha, Ordu'da
Durugöl’de sahile döküyorlar çöpleri. Oradan halkın tepkisini duyunca başka bir
köye götürüyorlar ve Bekirli köyüne dökmeye çalışıyorlar. Yani böyle bir sanki
bilinçsizlik, biraz da hani mentalite, biraz düşünce ve bilinçlenme çok önemli
rol oynuyor gibi geliyor ki daha temelde hani atıkları önleyelim. Nasıl
sağlayacağız bunu?”
Günay Kocasoy: “Evet,
ben onun için Faruk Bey’in söylediklerine ilave yapmak istiyorum demin dedim.
Şimdi halk poşetlerde evlerinde ayrı ayrı toplasın veya toplatalım bu eğitimi
verelim. Ama ondan öte halk bunu topladıktan sonra nereye verecek? Onun için
yerel yönetimlerin bu programı başlatması, haftanın belli günlerinde işte
camları, işte belli günlerinde metal veya plastiği alması gibi bir program
oluşturması ve semtlere sitelere konteynırlar konması lazım. Şimdi ben bu
duyarlı vatandaşlara şu açıklamayı yapayım. Şu anda benim mensubu bulunduğum
Boğaziçi Üniversitesi ve Boğaziçi Üniversitesi’nin vakfı geri kazanma projesini
başlatmış durumdayız. Şöyle ki; sadece üniversite içinde değil civar semtlerde
ve diğer bürolarda, ofislerde. Belli bir hacme kadar kağıdını, metalini,
plastiğini biriktirip Boğaziçi Üniversitesi Vakfı’na telefon ettikleri zaman
üniversite vasıta gönderiyor, onu aldırtıyor ve biz de onu değerlendirme
birimlerine iletiyoruz üniversite kanalıyla. Ama bu tabi bizim üniversitemizin
yaptığı bir şey. Bunun bütün İstanbul’a şamil olması çok zor. Bunun yerel
yönetimler tarafından organize bir şekilde yapılması lazım. Ordu örneğine
gelecek olursak, halk reaksiyon gösterdi diye denizden alıp bir başkasının
köyüne veya toprağına götürmek çözüm değil. Siz bana biraz önce dediniz ki çevre
kanunu yok, neden çözülemiyor. İşte ben burada bir şeye dikkat etmek istiyorum.
Bunu biraz da geçen haftaki bir toplantıda Sayın Bakanımız da vardı, kendisine
de aynı şeyi ilettim, siyasiler günlük çözümler peşinde koşmasınlar. Köklü
çözümlere gitmeleri lazım. Yoksa günlük çözümlerle işte bugüne kadar geldik. Ama
çevre gittikçe yok oluyor. Ekonomik değerler yok oluyor ve halkımız bunun
bedelini ödüyor. Halbuki siyasilerimiz uzun vadede de olsa daha köklü çözümlere
eğilip de biraz daha sabırlı olurlarsa çözümler kendiliğinden gelecektir.”
Mithat Bereket: “Faruk
Bey, son birkaç cümle de sizden almak istiyorum. Sizin karşılaştığınız güçlükler
neler oluyor, İstanbul bazında ve nasıl çözülür?”
Faruk Anılsın: “Şimdi
tabi biz İstanbul’da çevreyle ilgili sadece katı atık konusu değil, malum halkın
bilinçlenmesi gereken yeşil alanları kullanma bilincinden tutun konuyu dağıtmak
için söylemiyorum ama manyetik kirlilik, hava kirliliği, denizlerin kirliliği
gibi dünyanın üzerinde durduğu çevre problemleriyle alakalı bir kere ülke
insanımızın köşe bucak adı soyadı gibi bu konuları bilmesi lazım. Onun için ülke
olarak bir çevre eğitim veya çevre bilinçlendirme, çevreye karşı duyarlılık
sağlama gibi bir seferberlik düzenlememiz ve bunu bütün ülke bazında yapmamız
lazım. Biz İstanbul Büyükşehir Belediyesi olarak bugüne kadar malum işte
belediyenin fiziki olarak yapması gereken çevreye dönük birtakım yatırımlar
vardı, derelerin ıslahından tutun işte arıtma sistemlerine kadar, işte katı
atıkların bertarafına kadar Büyükşehir Belediyesi olarak bunu çok ciddi bir
şekilde bu sınav verilmiştir. Artık bundan sonra biz şu anda bir projenin
içerisindeyiz. İlçe belediyelerimizle beraber bütün sivil toplum örgütleri,
üniversite gençliği ve hatta çevreyi kirlettiği ürünleri üreten üreticiler,
fabrikatörler, sanayiciler, bütün bunlarla beraber artık diyoruz ki böyle saman
alevi gibi değil, istikrarlı bir şekilde artık gelin şu çevre konusunda
bilinçlenelim, Avrupa Birliği'ne gidiyoruz, bugün Avrupa ülkeleri çevreye
duyarlı olmayan birtakım fabrikatörlerin, fabrikaların, atölyelerin ürünlerini
almayacak duruma gelmiş durumda. Bize birileri dikte etmesin yarın Avrupa
Birliği’ne girerken uyum yasaları gibi dikte etmeden biz bunu kendiliğimizden
daha ileri düzeyde yapalım arzu ediyoruz.”
Mithat Bereket: “Faruk
Anılsın ve Günay Kocasoy çok çok teşekkürler bizlerle birlikte olduğunuz ve
buraya kadar geldiğiniz için, sağ olun. Böylelikle bugünkü Anahtar’ın da sonuna
geldik. Yarın yeni bir konuyla, yeni bir mekanda ve tabi yeni bir Anahtar’la
yine buluşuncaya dek şimdilik hepinize iyi akşamlar.”
Bir felaket yaşanıyor,
ardından gazeteleri okuyoruz, televizyonları izliyoruz. Felaketi sesli düşünüp
tartışıyoruz.
Çöplüğün patladığını,
patlama nedeniyle insanların öldüğünü Ümraniye Hekimbaşı Çöplüğü’nde gördük.
Çöplüğün yangınlara neden olduğunu, Burgazada’da gördük. Evet vahşi çöplüklerin
sorun olduğunu yarattığı felaketlerle gördük. Oysa gördüklerimiz bilinen
gerçeklerdi. Şimdi ülkemizin büyük kentlerinde patlamayı bekleyen bombalar gibi
duran vahşi çöplükler var. Her an patlayabilirler. Her an yangınlara neden
olabilirler.
Çöp, sürekli tüketen
insanlık kadar eski bir madde... Ülkemizde atılması, yok edilmesi gereken bir
nesne olarak algılanan çöp, gelişmiş ülkelerde, gelişmiş kentlerde gelir elde
edilen bir meta olarak görülüyor ve geri kazanılıyor.
Resmi rakamlara göre nüfusu
10 milyonu aşan İstanbul’da günde ortalama 10 bin ton çöp çıkıyor. Bu rakam,
Yunanistan, Bulgaristan ve Hollanda’nın toplam çöp miktarına eşit...
“Çöp”ün gelir elde edilen
bir madde olarak algılanması bu konuda yeni bir mesleği de beraberinde getirmiş:
Çöp işçiliği. Belediye çöpü kazanmada üstüne düşeni yapmayınca, iş yurttaşa
düşmüş. “Taşı toprağı altın” olan İstanbul’a Anadolu’nun bağrından göçüp gelen
insanlar... İş bulamayınca İstanbul’un çöpünün bile altın olduğunu keşfetmekte
gecikmemişler. Bu kişiler, artık işsiz değiller. Onlar topladıkları atıkları
geri dönüşüm merkezlerine satarak geçimlerini sağlayan “çöp işçileri” artık. Çöp
toplayıcıları sadece İstanbul’da değiller. Ülkenin her kentinde, geçimini çöpten
kazanan insanlar var.
Çöp toplayıcıları hem çöpün
geri kazanımıyla geçimlerini sağlıyorlar hem de ağaçları kesilmekten
kurtarıyorlar. Biliyor musunuz bir tek “çöp toplayıcısının” Manisa sokaklarında
topladığı çöpler, her sene yüzlerce ağacı kurtarıyor.
50 yaşın üstünde olanlar
bilirler, eskiden sokaklarımızdan “kalayciiiiii” diye bağırarak dolaşan kişiler
geçerdi. Topladıkları kapları, sokağın uygun bir köşesinde kalaylayıp geri
getirirlerdi. Evlerimizde bakır kalmayınca sokaklarımızda da “kalayciiiii” diye
bağıranlar kalmadı. Elekçiler, sepetçiler, maşa yapanlar da kalmadı. O işleri
yapanların bir bölümü el arabalarıyla, bir bölümü de at arabalarıyla, çoluklu,
çocuklu sokaklarımızdan çöp topluyorlar artık. Bir anlamda “katı atıkların
yeniden kazanımı”nı yapıyorlar. Ah bir de, çöp bidonlarına atılmış çöpleri
çevreye saçmasalar, arabaları ile kent içinde görüntü kirliliği yaratmasalar,
trafiği aksatmasalar, çevreyi rahatsız etmeseler.
Yaşı 50’yi aşmış çöp
toplayan, kadın ya da erkek gördüğünüzde konuşmaya çalışın. Size: “Eskiden
kalaycılık yapardık, maşa yapar, sepet örüp satardık, bir zanaatımız vardı,
şimdi artık emayeler var, cam var, plastik var, çelik tencereler çıktı. Biz de
şimdi çöp toplama işi yapıyoruz. Zanaatımız öldü artık. Çalgıların da
elektriklileri çıktı. Bizim için çalgıcılıkta ha öldü ha ölecek. Bize artık
çöpçülük kaldı.” diyecektir. Eskiyi özlemle anacaktır. Sonra da çöpleri
karıştırmayı sürdürecektir hızla. Çünkü daha gezeceği bir çok mahalle,
karıştıracağı bir çok çöp bidonu vardır. Dediğim gibi, kirlilik yaratmasalar,
yararlı bir iş yapıyorlar aslında…
Çöp toplayıcıları sabahın
ilk ışıkları ile uyanıp, sokaklarımızda yeni zanaatları olan çöp toplama işine
başlıyorlar. Çöp toplayanlar sadece geçmişte, kalaycılık, sepetçilik yapanlar
değil. Kente taşınmayı çözüm olarak görüp, bir gecekonduya yerleşen, ancak iş
güç sahibi olamayan ailelerin çocukları da elleri yüzleri ve giysileri simsiyah
olmuş biçimde çöp toplayıcılığı yapıyorlar. Ben çöp toplayanları, bir anlamda
geri kazanıma aracılık eden bu insanları, kenti kirletenlerden daha çok
seviyorum.
Bağbozumu Şenlikleri’nde,
Mesir Bayramı’nda Manisa Belediyesi, bazı kuruluşların desteğini alarak,
halka açık eğlenceler düzenliyor. Biz de, kent halkı olarak, herhangi bir bedel
ödemeden, bazı ünlü sanatçıları izleme, dinleme gecenin ilerleyen saatlerine
kadar eğlenme olanağı bulmuş oluyoruz. Buraya kadar güzel. Ancak, etkinlik
sonrasında ya da ertesi gün eğlencenin olduğu yerlerden geçtiniz mi hiç?
İnsanların eğlendiği yerde, eğlence sonrasında sağa sola uçuşan çöpler, çöpleri
karıştıran kedi ve köpekleri görürsünüz. Bunu eminim hepimiz yaşadık.
Etkinliğin düzenlendiği alanda çok fazla çöp kutusunun uygun yerlere konulmuş
olduğunu da görürsünüz. Ama on adım gitmeye zahmet etmeyen halkımız elindeki
çöpü, gözünüzün içine baka baka yere atmayı uygun görür. Oysa ki, uygar insan,
çevresinde çöp kutusu olmasa, olanlar da dolu olsa bile elindeki çöpü uygun bir
yer bulana dek taşır. Ama çok kibar insanlarız ya, elinde çöple dolaşmak
yakışır mı hiç bize!.. Elimizde çöple ya bir gören olursa. Çöple görülmek
istemeyiz de, çöpü yere atarken görünmekten çekinmeyiz. Bir ülke insanının
temizliğini öğrenmek istiyorsanız, çöp kutularına ve çevresine bakın. Tabi bu
bizim insanımızı anlamak için yapılacaksa çok zor olacak, çünkü bizim çöp
kutularımıza bakmak büyük cesaret ister. Ben elimden geldiğince gördüğüm bu tür
insanları uyarmaya çalışıyorum ama belli bir yaşın üstünde bunu yapan o kadar
çok insan var ki, insan uyarmaya utanıyor ya da bıkıyor. Çöpü çöp kutusuna atmak
bir ayrıcalık değil ki, tam aksine herkesin daha çocukken öğrenmesi ve yapması
gereken bir zorunluluk. Ancak, çöp kutusu kullanmamak bizde alışkanlık olmuş
artık. Çöpü çöp kutusuna atmayız da, yanan sigarayı söndürmeden atıp, çöp
kutularında yangın çıkarmaktan, çöp kutularına girmiş kedi ve köpekleri
korkutmaktan büyük zevk alırız. Çöpü kutuların dışına yerlere atanlar çok
olunca, kutulara çöp atmak bir ayrıcalık oluyor. Bak sen şu işe. İşte bak yine
döndük dolaştık ve de ülkemizin, insanımızın eğitimine geldik. Eğer çocuğunuz ya
da kardeşiniz yediği çikolatanın veya dondurmanın kabını yere atıyorsa onu ciddi
anlamda uyarın. Hatta o yere attığı çöpü bir gün cebinde taşıtma cezası verin.
Çünkü ileride daha farklı kirlilikler yaratabilir!.. Unutmayalım; kişiliğimizin
göstergesi, geride bıraktıklarımızdır. Yaşadığımız çağ gerçekten yeniden kazanım
çağı olacaksa, bizim kendimize çağdaşız diyebilmemiz ne kadar doğru olur
bilemiyorum…
Ülkemizde bir çok insan çöp
bidonlarının varlığından haberdar olmadığı gibi, bir çok insan da katı
atıkların yeniden kazanımından haberdar değil. Türkiye’de, çöplerin evlerde
ayrıştırılması bilinci henüz gelişmediği için, kâğıt ve cam gibi
dönüştürülebilir maddeler de organik çöplerle birlikte çöp bidonlarına
atılıyor. Atılan bu çöplerin en az yüzde yirmisini geri kazanılabilecek kağıt,
plastik, metal gibi atıklar oluşturuyor. Geri kazanılan ürünlerin başında kağıt
geliyor. Ve bir ton kullanılmış kâğıdın geri kazanılması durumunda on yedi adet
yetişkin ağacın kesilmesi önleniyor. Çöp toplayıcıları belki bidonların
çevresini kirletiyorlar ama, yaptıkları işle, çöpün geri kazanımını sağlayarak,
ağaçların kesilmesini önlüyorlar. Keşke, katı atıkların yeniden kazanımı bilinci
toplumda gelişip yaygınlaşsa da ağaçları kurtarmanın coşkusunu birlikte
yaşayabilsek.
KAYK Katı Atıkların Yeniden
Kazanımı
Katı Atıkların Yeniden
Kazanımı konusunda araştırmalar yapan, kafa yoran, KAYK, Katı Atıkların Yeniden
Kazanımı’nın kısaltmasını dilimize kazandıran Yunus Murat Güztoklusu’nun
geliştirdiği Kayk Projesi’ni ilgiyle izleyenlerden ve kendisiyle bu konuyu
konuşmaktan büyük keyif alanlardan birisiyim.
Yunus Murat Güztoklusu, ile
yine katı atıkların yeniden kazanımını konuşuyoruz. Uygar ülkelerde çöp
konusunda nelerin yapıldığını anlatıyor: “Uygar ülkelerde katı atık konusunda
öncelik sıralaması şöyle yapılıyor: Birinci öncelikte, katı atık miktarının
azaltılması, ikinci öncelikte, geri kazanım amaçlanıyor. Üçüncü öncelik, yakma,
dördüncü öncelikse gömme işlemine veriliyor. Gömme işleminin kurallara uygun
yapıldığını, yer gömütleri hazırlanırken, çöplük sularının yer altı sularını
kirletmemesi için önlem alındığını, metan gazı için bacalar bırakıldığını,
üzerinin toprakla kapatılıp yeşil alana dönüştürüldüğünü belirtmeliyim.” diyor.
Güztoklusu, ülkemizin katı atık kompozisyonunun yakmaya uygun olmadığını,
ağırlığın yeniden kazanıma verilmesi gerektiğini belirtiyor.
Çöp deyip geçmiyoruz.
Güztoklusu ile çöp üzerine saatlerce konuşuyoruz. Güztoklusu çöp yerine katı
atık demeyi tercih ediyor. Katı Atıkların Yeniden Kazanımı ve kısaltılmışı olan
KAYK’ı katı atık sektörüne Yunus Murat Güztoklusu’nun kazandırdığını bildiğim
için, konuşmamız KAYK üzerine yoğunlaşıyor. Dostum anlatmayı sürdürüyor.
“Yeniden kazanım, çağdaş dünyada bir yaşam biçimi, bir dünya görüşü ve felsefe
haline gelmeye başlamıştır. 1970’li yıllarda özellikle gönüllü yeniden kazanım
kampanyaları çevreci akımlar tarafından gündeme getirilmiştir. Bunlar sorunu
topluma anlatma konusunda son derece yararlı olmasına karşın bütün atıkları
kapsama açısından düşük bir oran teşkil ettiğinden zamanla yerel yönetimler ve
kamu yönetimleri zorunlu yeniden kazanım dediğimiz yöntemle geçmek zorunda
kalmışlardır. Amerika’nın gelişmiş eyaletlerinde başlayan yeniden kazınım sonra
tüm eyaletlerinde daha sonra gelişmiş Avrupa ülkelerinde uygulanmaya
başlanmıştır. Şimdilerde tüm ülkelerde uygulanmasa da konuşuluyor.” diyor.
Çöpü, çöp konusunda
birikimi olan insanlarla tartıştığınızda ufkunuzun açıldığını görüyorsunuz. Ben
Yunus’la tartışırken, ufkumun genişlediğini fark ediyorum. KAYK kafamda
biçimlenip uygulanabilir bir projeye dönüşüyor. İşin esası, işi evde ayırma ile
başlatmak, bunun içinde yurttaşın işin içinde olması gerekiyor. Kentli
yurttaşın, etkin yurttaş olması gerekiyor. Katı Atıkların Yeniden Kazanımı
ülkemizde de yaşam biçimine dönüşecekse, bu etkin kentli yurttaşlar sayesinde
olacaktır. Güztoklusu projeyi “evde ayırma, kaldırımda toplama” biçiminde
özetliyor. Çöplerimizin yüzde doksanının geri kazanılabilecek nitelikte olduğunu
belirtiyor.
Güztoklusu, bazı
düşünürlerin 21’nci yüzyılın toplumunu yeniden kazanım toplumu, 21’nci yüzyılı
da yeniden kazanım yüzyılı olarak adlandırdıklarını söylüyor. Eğer çağımız
gerçekten yeniden kazınım çağı olacaksa, biz de çağdaş olma iddiasındaysak,
yeniden kazanım konusunu gündemimizin ilk sırasına almalıyız. Yeniden kazanım
gündemimize 1993 yılında olduğu gibi çöplük patlamaları ya da çöplüklerden çıkan
yangınlar nedeniyle gelmemeli.
Vahşi çöplüklerin sorun
oluşturduğunu, Ümraniye çöplüğü patlamasıyla gördük. Görmediklerimiz de var.
Çöplüklerin altından akan kirli sular yer altı sularımızı kirletiyor. Çöplükler
başta kanser gibi bir çok hastalığın ve zararlının üretim alanı oluyor.
Güztoklusu’nun dediği gibi, “Türkiye bu soruna daha fazla uzak ve ilgisiz
kalamaz” Eğer biz ilgisiz kalırsak, Avrupa Birliği yetkililerinin
uyaracaklarından hiç kuşkunuz olmasın.
Yunus Murat Güztoklusu’nun
çöple ilgisinin yoğunlaşması ve Kayk Projesi’ni gündeme getirmesi Ankara’da bazı
ilçe belediyelerinin ortak olduğu Belde A.Ş’nin Genel Müdürü olduğu 1992
yılında, ülkemiz Ümraniye Çöplüğü’nün patlamasını yaşamadan başlamış. “1992
yılında başladığım KAYK Katı Atıkların Yeniden Kazanımı Projesi, ülkemizde
Yeniden Kazanım Devrimi’nin tarihsel çıkış noktası olmuştur.” diyor Güztoklusu.
Ah bir de ülkemizde projeler kişilere bağımlı olmasa, kişiler görevlerinden
ayrıldıklarında da sürebilse. Güztoklusu Belde A.Ş. Genel Müdürlüğü’nden
ayrıldığında, projeye ara verildiğini uzun süre unutulduğunu biliyorum. O
dönemde, iyi niyetlerle kurulan KAYK KOOP’un şimdi olmadığını biliyorum. Ancak,
Ankara’nın başta Çankaya olmak üzere bazı ilçe belediyelerinde uygulamaya
konulan KAYK Projesi, ülkemiz için önem taşımaktadır.
Yunus Murat Güztoklusu,
KAYK Projesi’ni ayrıntıları ile anlatıyor. “1994 Mart’ında KAYKEVİ adını
verdiğimiz, atık ayırma tesisinin açılışıyla Yukarı Bahçelievler mahallesinin
tamamı için hazırladığımız yeni atık toplama planı, harita olarak, haftalık
toplama takvimi olarak hazırlanmış, yayınlanmış ve evlerin tümüne
ulaştırılmıştır. Pilot bölgede uygulama Nisan ayında 69 konutla başlamış,
Mayıs’ta 572, Haziran’da 731, Temmuz’da 842, Ağustos’ta 953, Eylül’den itibaren
mahallenin tamamı olan 7038 konuta ulaşılmıştır. Aksamalar olduğunda devreye
girecek, sorunu çözecek KAYK Büroları açılmıştır. Evlere atıkları
koyabilecekleri torbalarla birlikte UNUTMA çıkartmaları da dağıtılmıştır.
Uygulama hızla sürdürülerek, Yukarı Bahçelievler’in ardından Aşağı Bahçelievler
Mahallesi’nin tamamı da Kayk kapsamı içine alınmıştır.”
Güztoklusu’na “Daha sonra
ne oldu?” sorusunu soramıyorum çünkü, ne olduğunu, ne olabileceğini az çok
tahmin ediyorum. Yöneticilerin ilgisizliği nedeniyle aksamalar yaşanmaması
mümkün değil. Ancak, en büyük kazanım Kayk Projesi’nin duyulması, üzerinde
konuşulması, üniversitelerde tebliğ konusu olması ve bazı belediyeler
tarafından uygulanmaya başlanmasıdır. En büyük kazanım, duyarlı etkin
yurttaşların konuyla ilgilenmelerini sağlamasıdır.
Kayk Projesi’nin ülkemizin
uluslararası düzeyde adının olumlu biçimde duyurulmasına ve tanıtımına olumlu
katkılarının olduğunu anlatıyor Güztoklusu: “1994 Eylül’ünde Kopenhag
Belediyesi’nin konuğu olarak, bu kentte beş kişiden oluşan bir ekiple yaptığımız
çalışma Avrupa Birliği kapsamında belediyeler arasında örnek çalışma olmuştur.
Daha sonra yaptığımız çalışma Ankara ve Bolonya’da yinelendi.”
Kayk Projesi, kısa sürede
benimsenen, siyasal prestij sağlayan bir projedir. Bu nedenle seçimlerde birçok
parti yeniden kazanımı programlarına almışlardır. Ancak, programa alınış ve
anlatılış biçiminin yeterli olduğu ve seçilenlerin somut uygulamalar başlattığı
söylenemez.
Güztoklusu’nun duyarlı
çalışma arkadaşlarıyla birlikte hazırlayıp, adını koyduğu KAYK PROJESİ “çöpsüz
ve çöplüksüz kent” yolunda ilerlemek isteyenlerin önlerini aydınlatacaktır.
Güztoklusu’nun anlattıklarının tümünü yazamıyorum, çünkü Kayk Projesi’nin başlı
başına bir araştırma konusu olarak ele alınması gerekiyor. Kentlerimizde Kayk
Projesi uygulaması için, konuya ilgi duyan yöneticiler kadar, hatta onlardan
daha önce, duyarlı etkin kentli yurttaşlara gereksinim olduğunu düşünüyorum.
Duyarlı yurttaşlar, katı
atıkların yeniden kazanımına ilgi gösteriyorlar, ortaya konulan projelere destek
veriyorlar. Ülkemizde özellikle Ümraniye Çöplüğü’nün patlamasından sonra
İstanbul’da bazı örnek projeler gerçekleştirildi.
İstenirse oluyor: Çöplük
çiçek açabiliyor…
Yunus Murat Güztoklusu’nun
belirttiği, uygar ülkelerde çöplüklerin yeşil alana dönüştürülmesinin bir örneği
de Ümraniye’de verildi. Ümraniye Çöplüğü'nde ölümle sonuçlanan metan gazı
faciasının üzerinden yıllar geçti. Cesetlerin çöpün altında gömülü kaldığı alan,
facianın ardından toprakla kaplandı. Bir bölümüne spor alanları yapılan Ümraniye
Çöplüğü'nün yerinde, şimdi çiçekler ve fidanlar var. Çöp alanı güzel bir parka
dönüştürülmüş. Demek ki, istenirse olabiliyormuş…
1993 yılının 28 Nisan'ın da
Hekimbaşı’nın çöplük olarak kullanılan alanında büyük bir facia yaşandı.
İstanbul'un Anadolu Yakası’ndan toplanan çöplerin depolandığı açık arazide,
sabah saat 10.00 sıralarında şiddetli bir patlama meydana geldi. Hemen ardından,
yanardağdan püsküren lavlar gibi akan binlerce ton çöp, Kazım Karabekir
Mahallesi’ndeki derenin kenarında bulunan gecekonduların üzerine kabus gibi
çöktü. 11 gecekondunun ortadan kaybolduğu korkunç olayda, büyük bir alanı
kaplayan çöpler, tam 39 kişiyi yuttu.
Yıllarca “geliyorum” diye
bağıran faciaya gözlerini ve kulaklarını kapatan yetkililer, korkunç olay
sonrası, çöplük alanının üzerini toprakla kapattılar ve yeni patlamaların
yaşanmaması için, havalandırma bacaları diktiler. İstanbul Büyükşehir
Belediyesi, büyük bölümünü ağaçlandırdığı çöplüğün bir bölümüne ise, futbol ve
basketbol sahaları yaptırdı.
Korkunç olayda yaşamını
yitiren 39 insanın anısına, biri Türkiye Büyük Millet Meclisi, diğeri de
İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından olmak üzere, iki ayrı anıt yaptırıldı.
Islah edilen Kazım Karabekir Deresi’nin etrafı ise bentlerle çevrildi.
Hekimbaşı Çöplüğü’nün
üzerinde şimdi, rengarenk çiçekler hakim. Çöp kokusunun yerini, çiçeklerinin
kokusu aldı. Dikilen fidanlara sahip çıkılır ve bakılırsa, yakın bir gelecekte
büyük bir ormana dönüşecek. Demek ki, istenince oluyormuş. Keşke güzellikleri
yaratmak için felaketleri beklemesek.
Katı Atıklardan Elektrik
Üretilebiliyor
Çöp yerine katı atık demek
daha doğru olacak. Çöp, çöp patlamasını çağrıştırıyor. Çöp vahşi çöplükleri,
kirliliği çağrıştırıyor. Katı Atık hele yeniden kazanımla birleştiğinde, insanın
içinde yeni umutlar yeşeriyor. Katı atık alanının ormana dönüşmesi, katı
atıklardan elektrik elde edilmesi gibi.
Metan gazının adını bir çok
kişi 1993 yıllında yaşanan Ümraniye Çöplüğü patlaması ile tanıdı. Bu olayın
üzerinden geçen yıllar akıllanmamızı sağladı ve bu tür bir patlama daha olmaması
için çeşitli önlemler alınırken, bir çok çöplük alanı yeşillendirilerek doğaya
geri kazandırıldı. Bugün ise çok farklı bir noktaya ulaşıldı, şimdiye kadar bize
ölümü ve tehlikeyi hatırlatan çöplükler artık hayatı simgeliyor. Bundan sonra
çöplerden elde edilen metan gazı ölüm değil “elektrik” üretecek.
Keşke ülkemizin her
kentindeki katı atıklar geri kazanılsa. Keşke katı atık alanları ormana
dönüştürülse. Keşke katı atıklardan elektrik üretilse. Bunu yapmak için
İstanbul’da olduğu gibi büyük bir felaket beklenmese…
İstanbul Büyükşehir
Belediyesi tarafından Kemerburgaz’a kurulan tesislerde çöpten elde edilen metan
gazı elektriğe dönüştürülüyor. 58 hektarlık bir alana kurulan ve 180 gaz
kuyusundan oluşan bu tesis saate 6 megavat elektrik enerjisi üretiyor. Bu
tesiste üretilen elektrik enerjisinin, 15 yıl boyunca 10 bin konutun elektrik
ihtiyacının karşılanması ve belediye ihtiyaçlarının giderilmesi için
kullanılması planlanıyor. Bu tesis sadece elektrik üretmekle kalmıyor ayrıca
rehabilite edilen çöpler İstanbul sınırları içerisindeki park ve bahçelerde
gübre olarak kullanılacak. Tüm bunlara ek olarak belki de tesisin en önemli
yararı “moral bozucu” olarak nitelendirilen çöp dağlarını ortadan kaldırarak
tekrar doğaya kazandırıyor olması.
İstanbul’da Büyükşehir
Belediyesinin başlattığı proje diğer iller içinde bir örnek teşkil edecek gibi
görünüyor. Bakarsınız, bizim başka ülkeleri örnek aldığımız gibi, bizim
çalışmalarımızı da örnek alan ülkeler, örnek alan kentler olur.
İstanbul’da
düzenli çöp depolama merkezleri eski maden ocaklarından seçiliyor. Orman
Bakanlığı’ndan daha sonra yeşillendirilmek üzere kiralanan maden ocaklarında çöp
alanı inşaatı yapılıyor. Arazinin doğal su kaynakları ile çöp suyunun ilişkisi
kesiliyor. Her gün dökülen çöplerin üzerine, metan gazı çıkışı için bacalar
bırakıldıktan sonra 20 cm. toprakla kapatılıyor. Derinliği 60 metreye kadar
varan maden ocakları dolduğunda son kez toprakla örtülüp arazi yeşillendiriliyor
ve Orman Bakanlığı’na geri veriliyor.
Çöp depolama
merkezlerine tıbbi atıklar ve tehlikeli sanayi atıkları alınmıyor. İstanbul’da
toplam 20 yatak kapasitesinin üzerinde 202 sağlık kuruluşunun çöpleri Büyükşehir
Belediyesi tarafından yerinden teslim alınıp, Tıbbi Atık Yakma Tesisi’ne
getiriliyor. Araçlar da özel, torbaları gibi kırmızı renkte. Atıklar özel
fırınlarda 1000-1200 derece arasında yakılıyor. İşlemden sonra hacimleri yüzde
95, kütleleri ise yüzde 75 oranında azalıyor. Bizim Manisa’da tıbbı atıkların
nasıl bir işleme tabi tutulduğunu, çöpleri 1000-1200 derece arasında yakacak
tesislerin bulunup bulunmadığını bilemiyorum. Ancak üç-beş yıl öncesine kadar,
tıbbi atıkların da hiç bir işleme tabi tutulmadan aynı çöplüğe döküldüğünü
duyardım.
Ümraniye
Çöplüğü’nün patlayıp, yurttaşlarımıza mezar olmasından sonra, özellikle
İstanbul’da “Vahşi Çöplükler” kalmadı.
Ümraniye-Hekimbaşı ve Kemerburgaz çöplüklerinin faaliyetleri tamamen durduruldu
ve üzerleri kapatılarak yeşil alan haline getirildi. Kemerburgaz çöplüğü ise
enerji üretimi için kullanılıyor. 577 bin metrekare alana yayılan eski
Kemerburgaz çöplüğünün üzeri tamamen toprakla kaplandı. Yapısal ve Soiltec-
Organics ortak girişimi tarafından yürütülen proje ile toprak altında biriken
metan gazından enerji elde edilecek. Projenin ihale bedeli 4 milyon 300 bin
dolar. Proje kapsamında tüm çöplük alanında yer altına yatay borular döşendi. Bu
borular 180 baca yardımı ile altta biriken metan gazını dışarıya veriyor. Gaz,
yatay borularla kollektöre toplanıp, gaz santraline aktarılıyor. Metan gazı
burada filtrelerden geçip, saf hale gelecek. Proje tamamlandığında gazla çalışan
6 jeneratör 6 megavat elektrik üretecek. Bu 40 bin nüfuslu bir yerleşim
biriminin enerji ihtiyacının karşılanabileceği anlamına geliyor. Gaz miktarı 15
yıl içinde maksimuma ulaşacak, 20 sene gaz üretimi devam edecek. Eski
Kemerburgaz çöplüğünde enerji üretimi başlayacak. Ne güzel değil mi?
İstanbul'dan
toplanan çöplerin tamamı depolama alanlarına gitmeyecekmiş. Pazar yeri, hal,
restoran ve süpermarketler gibi yerlerden toplanan bin ton organik çöp, gübre
yapılacakmış.
Kemerburgaz’da Orman Bakanlığı’ndan kiralanan 32 hektar üzerinde kurulmakta olan
kompose tesisinde her gün bin ton organik çöp gübreye dönüştürülecekmiş.
Biliyorsunuz, sebze, meyve gibi mutfak atıklarına organik çöp adı veriliyor.
Organik
çöpler kahverengi konteynırlarda toplanacak ve kahverengi çöp araçları ile
tesise getirilecekmiş. Her gün gelen bin ton organik çöp, girişte tekrar ön
ayırmaya tabi tutularak, varsa, arasındaki cam, plastik gibi maddeler
ayıklanacakmış.
Ön ayıklama
işleminden geçirilen çöpler fermantasyon, yani çürütme odalarına alınıyormuş.
Hiç bir şekilde gün ışığı ve hava almayan bu odalarda, nem de belli bir seviyede
tutuluyormuş. Odaların özelliği çürümeyi hızlandırması. Giren 1000 ton çöp 45
gün sonunda 250 ton gübre olarak odadan geri alınabiliyormuş.
Elde edilen
çöpler Büyükşehir ve ilçe belediyelerin Park ve Bahçeler Müdürlükleri’nce
kullanılacak ve yüzde 15’i ücretsiz olarak Orman Bakanlığı’na verilecekmiş.
Yüksek kaliteli bu gübre sayesinde 6-7 yıl içinde parklardaki bitki örtüsünün
daha da gelişeceği iddia ediliyor.
Görüldüğü
gibi istenildiğinde çöpün tamamına yakını geri kazanılabiliyor. O nedenle çöpe
çöp demeyi doğru bulmuyorum. Çünkü çöp denilince aklıma, uygulanmakta olan
sistem patlayan, yanan, yangınlara neden olan vahşi çöplükler geliyor. Oysa katı
atık denildiğinde, hele birde katı atıkların yeniden kazanımı gündeme
getirildiğinde insanın aklına çağdaş uygulamalar geliyor.
Katı Atıkları Yeniden
Kazanımın (Geri Dönüşümünün) Faydaları
Çevre Açısından; Yurdumuzda üretilen kağıt
ve karton imalinde SEKA’nın bazı fabrikaları dışında, üretim tamamen hazır ithal
selüloz , saman ve atık kağıttan yapılmaktadır. İyi organize edilmiş bir toplama
sistemi Belediyelerin katı atık toplama yüklerini hafifleteceği gibi, üretimin
atık kağıt kullanılarak yapılması durumunda, ağaçların kesilmesinin önlenmesi,
çevrenin korunması yanında ülkemiz açısından ekonomik yarar da sağlanmış
olacaktır. Atık kağıdı yeniden kazanarak ağaçların kesilmesini önlemek bile
insanı mutlu etmeye yetiyor.
Orman Kaynakları Açısından;
Türkiye’de orman
kaynakları kağıt üretimine paralel olarak gelişmemekte, bu yüzden kağıt sanayi
için hammadde sıkıntısı doğmaktadır. 1 ton kağıt üretimi için takriben 3 m³
ağaca ihtiyaç vardır ki, atık kağıdın değerlendirilebilmesi ile odun kullanımı
sınırlandırılabilmektedir. Ne güzel değil mi? Bir ağacın kesilmesini önlemek,
yeni ağaçlar dikmek kadar keyifli olmalı. O nedenle kağıtları yeniden kazanma
çalışması insana toplumsal tatmin sağlıyor.
Enerji Tasarrufu;
Kağıt üretiminde odun yerine atık kağıt kullanılması durumunda üretim için
lüzumlu enerji ihtiyacı daha azalmaktadır. Çünkü, atık kağıt, hammadde olarak
kullanılan odundan selüloz üretimine nazaran çok daha az enerji harcanarak
hammadde haline getirilebilmektedir.
Hammadde Kaynağı ve Kimyevi
Madde Tasarrufu;
Atık kağıtların kullanımı, kullanıldığı ölçüde bir hammadde kaynağı
oluşturmaktadır. Bu nedenle atık kağıt kullanımı halinde, kağıdın bünyesinde
bulunan bazı kimyevi maddeler de geri kazanıldığından kimyevi madde tasarrufu
gerçekleşmektedir.
Maddi Tasarruf;
Atık kağıdın ülke içinde toplanıp kullanılması ile yurt dışından selüloz ve atık
kağıt ithalinin azalması ile mühim ölçüde tasarruf sağlanmaktadır. Ayrıca, atık
kağıdın toplanması, tasnifi ve nakliyesi dolayısıyla yeni iş alanları da ortaya
çıkacaktır.
Görüldüğü
gibi, yenden kazanımın sayamayacağımız kadar çok yararı var.
Örneğin,
İstanbul’da olan yukarıda anlattığımız kompost tesisi Manisa’da olsa, Belediye
park ve bahçeler için gübre almayacağı gibi, artanını da Manisalılara satabilir.
Bu gübreler, bağlarda, bahçelerde kullanılabilir.
Yaptığım
araştırmalardan gördüm ki,aslında bizim başka ülkelerden örnekler aramamıza hiç
gerek yok. İstanbul’da, organik çöpleri gübreye dönüştürmenin, çöplerden enerji
elde etmenin, yeniden kazanımın güzel örnekleri var. İstanbul nasıl “vahşi
çöplükler” defterini kapatmaya başlamışsa, Manisa’da kapatabilir. Bunu bir çöp
felaketi, bir patlama ya da bir yangın yaşamadan yapmalıyız. Çevre duyarlılığı
olan etkin yurttaşlar, gerçekten konuyu iyi bilen çevre mühendisleri, meslek
odaları ve sivil toplum örgütleri varken bizim başka katkılara gereksinmemiz
olmaz. Katı Atıkların Yeniden Kazanımı için ortaya koyacağımız her proje de
kendi kaynağını yaratan projeler olabilir. Bu nedenle, kaynak sıkıntısını da
mazeret olarak öne süremeyiz.
Çöp hizmetlerinin insan ve
toplum sağlığı kaygısı ile düzenlenmesi ve yürütülmesi kentimiz bakımından özel
bir önem taşımaktadır. Yapılması gereken çalışmalar şöyle sıralanabilir:
1.
Çöp
hizmetleri için, kamuoyunun açık ve etkili katılımı ile bir ulusal politika
belirlenmelidir.
2.
Ulusal
politika, uluslararası çöp ticaretine ilişkin tavrı açıkça ortaya koymalı;
azaltma, geri kazanma, bertaraf etme işlemlerinin her biri için ülke koşullarına
uygun yöntem ve teknolojiler geliştirmeyi hedeflemeli; hizmetin bir kamu hizmeti
olarak yürütülmesini güvence altına almalıdır.
3.
Ulusal
politika bir yasa ile yürürlüğe girmelidir.
4.
Ulusal
politika, merkezi düzeyde yöntem ve teknoloji geliştirme görevi üstlenmiş,
planlayıcı, yatırımcı ve finansman sağlayan bir uzman kurum eliyle yaşama
geçirilmelidir. Hizmet alanına ilişkin ulusal planlama bu kurum tarafından
yapılarak DPT kanalıyla yürürlüğe girmelidir.
5.
Hizmet, kamu
hizmeti olarak, belediyelerin asli görevi olmaya devam etmelidir.
6.
Evlerde
üretilen çöplerin finansmanı ilkece belediye bütçesinden karşılanmalı,
belediyelerin halkla en yakın temas içinde olan kuruluşlar oldukları göz önünde
bulundurularak, çöp üretiminin azaltılması bilinci belediyeler kanalıyla
yaygınlaştırılmalıdır.
7.
Sanayi
atıkları, tehlikeli atıklar ve büyük işletme atıkları, tarifeye dayalı olarak
bunları üretenlerden alınacak bedel karşılığında Sanayi Bakanlığı ile işbirliği
halinde belediye hizmeti olarak giderilmelidir.
8.
Sektördeki
uluslararası gelişmeler; şirketler ve bunların küresel stratejileri yakından ve
özenle izlenmeli; ulusal karar ve örgütlenme yapısı bu baskın değişken göz
önünde tutularak kurulmalı ve işletilmelidir.
Katı atıklar sorun değil,
yeni kaynaklar yaratabilir.
Türkiye’de yılda yaklaşık
600 bin ton atık kağıt-karton, 65-70 ton cam, 10 bin ton pet şişe ve 2 milyon
ton da hurda metal toplanarak geri kazandırılırken, 150-200 bin ton atık plastik
de geri dönüştürülüyor. Çevre Koruma ve Ambalaj Atıkları Değerlendirme Vakfı’nın
(ÇEVKO) verilerine göre, Türkiye'de atık kağıt-karton, özellikle ambalaj kartonu
üretimi için geri kazanılıyor. Atık kağıt geri kazanımı ve geri dönüşümü için
çalışan orta ve büyük ölçekli 30’un üzerinde işletme mevcut. Yılda yaklaşık 600
bin ton atık kağıt-karton geri kazandırılıyor. Atık kağıt geri kazanım oranı
yüzde 32. Her yıl yaklaşık 65-70 bin ton atık cam işlenerek ekonomiye geri
dönüyor. Cam şişe geri kazanım oranı ise yüzde 36. Atık pet şişeler ise SASA
tesislerinde tekrar elyaf olarak değerlendiriliyor. Her yıl 10 bin ton pet şişe
geri kazandırılıyor. Polietilen ve polipropilen türü plastik atıklar küçük
ölçekli çok sayıda işletme tarafından ekonomiye dönüyor. Yılda yaklaşık 150-200
bin ton civarında atık plastik işlenerek, geri dönüştürülüyor.
Gelişmiş
ülkelerin ve kentlerin gelişmiş ekonomilerinde milyarlarca dolarlık katma değer
yaratan “Geri Kazanım ve Atık Yönetimi” ülkemiz ve kentimiz için oldukça yeni
kavramlar. 70 milyonluk Türkiye, dev atık potansiyelini ekonomiye yeniden
kazandırma konusunda, henüz daha yolun çok başında.
Uluslararası
fonların ve sermaye akışının öncelikli küresel yatırım alanı olan “çevre, enerji
ve diğer doğal kaynakların geri kazanımı”; Türkiye'nin Avrupa ile bütünleşme
sürecinde, giderek önem kazanıyor. Hükümet, yerel yönetimler ve özel sektör
düzeyinde, bu alandaki yatırımlara artan ilgi ve arayış giderek
belirginleşiyor. Bu belirgin yönelişin dışında kalamayız.
Atıkların
toplanmasından, işlenmesi ve ürüne dönüşmesine kadar sürecin her aşamasında
teknoloji ve hizmet üreten uluslararası ve yerli firmaların sayıları artarken,
katı atıkların yeniden kazanımını gündemine alan ve yeni projeler başlatan
belediyelerin sayıları da giderek artmalı. Katı Atıkların Yeniden Kazanımı
gündemin ilk sıralarına doğru yükseltilmeli. Bu konuda düzenleme yapmak için,
Avrupa Birliği’nden uyarı ya da yardım beklenmemeli.
Geri dönüşüm
ve atık yönetimini, gelişmiş ülkelerdeki gibi büyük bir sanayiye dönüştürmek ve
bu alanda pazarı geliştirmek için, kamu ve özel sektörün karar alıcıları ve
fikir önderleri gecikmişliğin farkına varmış olacaklar ki, yeni projeleri
gündeme taşımaya başladılar.
Gelişmiş ülkelerin,
gelişmiş kentlerindeki uygulamalara bakmak gerekiyor. Uygulamaların tümünde,
yerel yönetim ve kentli yurttaşın, gönüllü kuruluşların çalışmanın içinde olduğu
görülüyor. Kentli yurttaşı ve gönüllü kuruluşları işin içine almadan, katı
katıkların yeniden kazanımı konusunda başarılı olunabileceğini düşünmüyorum.
Çünkü uygar toplumlar, katı atıkların yeniden kazanımında öncü girişimleri
yurttaşın katılımı ile başlatıp sürdürmüşler.
Aslan
yattığı yerden belli olurmuş derler. Aslan yattığı yerden belli olur mu bilemem
ama, insan yaşadığı çevreden belli oluyor. Hepimiz biliyoruz ki, çevremizin
yaşam kalitesi büyük ölçüde, o çevrede yaşayan insanların tavır ve
davranışlarına bağlı oluyor. İnsan çevreyi belirlerken, çevre de insanı
belirliyor. Hani, “arkadaşını söyle, nasıl bir insan olduğunu söyleyeyim”
derler ya, bunun yerine “çevreni göster, nasıl bir insan olduğunu söyleyeyim”
dense, daha doğru olur diye düşünüyorum. Çevre ve insan sürekli bir etkileşim
içindeler. Son yıllarda çevre duyarlılığı giderek artmasına karşın, duyarlığın
artışı, çevrenin kirlenme ve yok oluş hızına yetişemiyor bir türlü.
Gezegenimizin geçmişte olmuş, günümüzde devam eden ve gelecekte devam etmesi
olası çevre felaketleri hakkında, herkesin az ya da çok bir fikri var.
Yeryüzünün dört bir köşesinde yaşanan garip iklim değişiklikleri, delik deşik
olmaya başlayan ozon tabakası ve sera etkisi, kirletilen, verimsizleştirilen
adeta kısırlaştırılan topraklar ve vahşi çöplükler, çöplüğe dönüşen kentler
biliniyor. Bilinmesine biliniyor da sorunu kökten çözecek, hızlı yok oluşu
durduracak bir şeyler yapılmıyor, ya da yapılamıyor. Tek tesellimiz doğanın
kendini yenileme yeteneğinin olduğunu bilmemiz. Böyle düşündüğümüzde içimize
biraz su serpiliyor. Aynı iyimserlikle, sera etkisinin azalarak dünyanın
bölgesel iklim normallerine kavuşması için uluslararası ve devletler üstü irili
ufaklı kimya ve petrol şirketlerinin kontrol altına alınmasının mümkün
olabileceğini de düşünerek umudumuzu güçlendirebiliriz. Ancak, bu kendiliğinden
olmaz. Umudumuzun güçlenmesi için çalışmamız toplumda çevre duyarlılığını
yükseltmemiz gerekiyor.
Çöp
konusunda da yaşadığımız bunca felaketin ardından, katı atıkların yeniden
kazanımını gündemimizin ilk sıralarına alarak, çözümler üretmeliyiz. Günümüzde
atık maddelere çeşitli şekillerde yeniden yaşam kazandıran merkezler sayesinde
enerji tasarrufu sağlandığı gibi, yeni malzeme üretiminin çevre kirliliğine
yaptığı olumsuz katkı da önemli miktarda azaltılabiliyor. Doğal olarak atık
maddeler bir şekilde toplanamazsa, yeniden kazanım merkezleri de bazı
hammaddelerden yoksun kalacaktır. Bu yüzden her şeyden önce atık maddelerin
bilinçli bir şekilde toplanması gerekiyor. Konu ile ilgili örnek bir çalışma
olarak, Kanada’da bir kentte uygulanan Eko-Mahalle uygulamasına ilişkin
edindiğim bilgileri de paylaşmak istiyorum.
Eko-Mahalle
çalışması Montreal’de sürdürülüyor.
Bir,
Eko-etkinlik olarak, Eko-Mahalle uygulamasını, Eko-Uygarlık bilincini, kent
çapında yaygınlaştırmak amacı ile, Montreal Belediyesi 1995 yılında bir “çevre
eylem” projesi olarak başlatmış. Önce 17 bölgede uygulamaya başlanan proje, daha
sonra tüm bölgelere dengeli olarak dağılmış ve 51 adet Eko-Mahalle Bürosu ile
çalışmalarını sürdürüyormuş. Her büro birbirinden bağımsız, birer işyeri mantığı
ile çalışıyormuş. Mahallenin nüfusu ve gereksinim yoğunluluğu paralelinde
çalışanların sayısı 3-10 kişi arasında değişebiliyor. Yıllık belediyenin
ayırdığı bütçe her bir büro için yaklaşık 50 bin Kanada dolarıymış.Lokal kirası,
çalışanların ücretleri, lokalle ilgili diğer tüm masraflar bu paranın içinden
kullanılıyormuş. Eko-Mahalle programında yer alan çalışmalar şöyle
özetlenebilir;
1. Temizlik öğretisi:
Örnekleme metodu ile çevre temizliğini ve güzelleştirme bilincini
yaygınlaştırmak, ilkokullarda “ekoloji” konulu animasyon gösterileri ve oyunlar
düzenlemek, haftada bir gün, yaş sınırı olmaksızın, mahalle sakinlerinin
katılımı ile sokak, bahçe ve servis yolları temizliği yapmak.
2.
Katı Atıkların Yeniden Kazanımı bilincinin
aşılanması: Ev kompostu hazırlama yani organik çöpleri gübreye dönüştürme
kursları, zehirli, yanıcı ev atıklarının toplanarak yeniden işlem merkezlerine
ulaştırmak (pil, boya, vernik kutuları, kimyasal maddeler, vb.) Eski giysiler,
kitap ve dergiler, kullanılmayan mobilya ve beyaz eşyaların ikinci el satış
pazarlarında yeniden hayat bulmasını sağlamak.
3.
Mahallenin çevre haberlerini ve eko-mahalle bürosunun yeni programını içeren
haftalık Bülten dağıtımı.
4.
Mahalle sakinlerinin çevrelerinin temizliği ve güzelliği konusundaki isteklerini
belediyeye bildirerek, gerekli işlemleri tamamlamak.
5. Sivil
kuruluşlar ve yardım kuruluşları ile sürekli iletişimde olmak, bu oluşumlarla
birlikte ekolojik mahalle programları çerçevesinde geniş katılımlı
organizasyonlar düzenlemek, (konferans, sergi sokak partileri, ikinci el satış
pazarları, vb. gibi)
“Yeşiller”
programı çerçevesinde eko-mahalleler, kentlilerin dönüşüm çalışmasını
kolaylaştırma amacı ile 3 farklı boyutta yeşil eko kutu dağıtımı yapıyormuş. Her
mahallede belirli bir adreste faaliyetini sürdüren eko-mahalle bürosuna gidip,
adresinizi yazıyor, imzanızı atıyor ve atıklarınızın miktarını dikkate alarak, 3
farklı boyuttaki yeşil eko kutulardan birini ücret ödemeden alıp evinize
götürebiliyormuşsunuz. Bu kutu ile birlikte size gayet açık, net bir dille
yazılmış bir bildiri veriyorlarmış. Bu bildiride dönüşümün ne olduğu, ne tür
malzemeleri ne şekilde biriktireceğiniz ve dönüşüm kamyonlarının sokağınızdan
geçiş günü ve saatleri belirtiliyormuş.
Bu yeşil
kutuda toplanacak atıklar şöyle özetleniyor:
•
Gazeteler, dergiler, broşürler, telefon rehberleri, her tür kağıt ve zarflar
(mat ya da parlak), ambalaj kağıtları, kartonlar, yumurta kutuları, süt ve meyve
suyu karton kutuları.
• Tüm renk
ve boyutta cam kavanoz ve şişeler.
• Metal
konserve kutuları, alüminyum kutular (meyve suyu, coca cola, bira, soda vb.),
alüminyum tabaklar, alüminyum folyo.
• Tüm
plastik/pet gazoz, su şişeleri, margarin, yoğurt, çamaşır suyu,bulaşık
deterjanı.çamaşır yumuşatıcı plastik kutuları, şampuan şişeleri. Ayrıca bu
malzemelerin ne şekilde kutuya konulacağı da belirtiliyor.
• Kağıt ve
kartonlar yağlı olmamalı veya gıda artığı içermemeli (pizza, hamburger, pasta
kutuları gibi), tüm gazete ve kağıt kümeleri rüzgarda dağılmasını önlemek amacı
ile iple sarılarak kutuya konulmalı, süt ve meyve suyu kartonları suyla
çalkalanmalı ve düzleştirilmeli.
• Cam
şişelerin kapakları veya mantarları çıkartılmalı.
• Tüm
metal, alüminyum kutular suyla çalkalanmalı.
• Tüm
plastik kutular suyla çalkalanmalı, kapakları çıkarılarak eko kutuya konulmalı.
Biriken bu malzemelerin nelere dönüştüğü ve yeniden ne şekilde
değerlendirildiğine dair bilgileri de içeriyormuş aynı bildiri.
Kağıt ve
kartonlar:
Gazete kağıtları yine gazete kağıdı olarak, veya yumurta kabı ya da izolasyon
panoları olarak yeniden kazanılabiliyor. Diğer kağıt ve kartonlar ise yine
kağıt, karton, telefon rehber kağıdı, yapı malzemesi, her tür kağıt mendil ve
hijyenik ürün olarak geri döndürülebiliyor.
Cam:
Kahverengi, yeşil,veya şeffaf her renk şişe tekrar cam kavanoz ve şişe olarak
kullanılıyor, ya da cam yünü olarak izolasyon malzemesi haline getiriliyor.
Alüminyum ve
metaller:
Sonsuz yeniden kazanma özellikleri olduğu vurgulanarak, metallerin motor
parçaları yapımında, veya metal konserve kutuları yapımında kullanıldığı
belirtiliyor. Bir kez yeniden işlem gördükten sonra alüminyum; meyve suyu
kutusu, ambalaj kağıdı,bahçe ve park mobilyası, otomobil parçası olarak
kullanılabiliyor. Kaynak tasarrufu ise oldukça önem kazanıyor, metalde. Zira
yeniden kazanılmış alüminyumdan elde edilen kutu için harcanan enerji, yeni
malzemeden yapılan kutunun üretimi için harcanan enerjinin 20 de biri.
Plastik:
Yeniden kazanılan plastik, çiçek saksısı, yer karosu, drenaj borusu, otomobil
parçası, plastik kutu, hatta giysi aksesuarı olarak kullanılabiliyor.
Eko-mahalle
çalışması,
salt eğitimle sınırlı olmuyor. Kent halkına, yeniden kazanım için gerekli araç
gereç özellikle kutular ücretsiz veriliyor. Örneğin, yemek artıkları veya bahçe
artıklarını kompost (organik gübre) haline getirmek amacı ile kullanılan
kahverengi kutular eko-mahalle bürolarından sağlanabiliyor. Bu toprak rengi
kutular, aynen yeşil kutular gibi her evin gereksinimi doğrultusunda yemek
öncesi ve sonrası gıda artıklarını biriktirmek üzere çeşitli boyutlarda
hazırlanmış. Bu kutuların dibine gıda artıkları koyulmadan önce birkaç kat
gazete ya da emici tür kağıtlardan yerleştirilmesi öneriliyor, zira kompost
oluşumu bu emici kağıtlar sayesinde daha aktif olabiliyor. Mutfak atıklarının
yanı sıra aynı kutulara solmuş çiçek, bitki, ot, çimen, kök, dal gibi bahçe ve
toprak artıkları, saç ve kağıt mendil konulabiliyor. Tüm bu kompostlar Çevre
Parkı ve Kompleksi adındaki yeniden işlem merkezinde toplanarak bekletiliyor ve
olgunlaşma sürecinden sonra dev eleklerde elenerek, yeniden kullanılır duruma
gelince bu gübreler paketler halinde ilkbaharda, kentlilerin özel bahçelerinde
kullanmaları için dağıtılıyor. Belediye de kentin park, bahçe ve yollarındaki
ağaç ve bitkiler için gübre ve toprak zenginleştirici olarak bu organik
atıklardan yapılmış gübreler kullanılıyor. Sonbahar mevsiminde ise dökülen ağaç
yapraklarını toplayıp kompost olarak değerlendirmek üzere, her eve on beş adet
doğada çözülebilir plastik torba dağıtılıyor ve insanlar sokaklarındaki ağaç
yapraklarını bu plastik torbalara doldurarak, haftada bir gün geçen, yeniden
değerlendirme kamyonunun toplaması için kaldırıma koyuyorlar.
Evet işte
böyle, topluca atık olarak isimlendirdiğimiz, kağıt, plastik, metaller yeniden
kazanılabiliyor. Sebze meyve kabukları, bitki yaprakları, yemek artıkları da
gübreye dönüştürülebiliyor. Katı atıkların bir bölümü yakılarak enerji elde
edilebiliyor. Bu nedenle, çöp deyip geçemeyiz. Çöp deyip geçtiğimizde Ümraniye
Hekimbaşı çöplüğü gibi patlayıp, yurttaşlarımıza mezar olabiliyor. Defalarca
yinelediğimiz gibi, çevreye pis kokularla birlikte hastalık yayabiliyor. Çöplük
altından sızan sular, yeraltı sularımızı kirletiyor.
“Bana bak”, “Sana Devlet
baksın”, “Bana bak”, “Sana Belediye baksın” anlayışı mutlaka değişmeli. Etkin
kentli yurttaş çözüme ortak olmalı. Bu açıdan baktığımızda, çöp sorununu sadece
belediyelerimizin sorunu olarak göremeyiz. Soruna böyle baktığımızda, çözüm
bulunamadığını sorunun giderek büyüdüğünü görüyoruz. Çöp, duyarlı etkin
yurttaşlar olarak hepimizin ortak sorunu olmalı. Bu ortak soruna ortaklaşa
çalışarak kalıcı çözümler üretebiliriz. Bu konuda diğer ülkelerin diğer
kentlerin ne yaptığına da bakmak yararlı oluyor. Başka ülkelerde yapılanların
ortak noktası, katılım. Katılım olmadan atılım olmayacağını bilmeli ve
çalışmalara yurttaşı ortak etmeliyiz. Başka ülkelerde karşılaştığımız
uygulamaların hepsinin ekip çalışması olduğu görülüyor. İçlerinde bizi
gülümsetecek ilginç örnekler de var.
Konuşan çöp tenekeleri
Almanya’nın başkenti
Berlin’de ilginç bir temizlik kampanyası yürütülüyormuş. Halkın çevre
duyarlılığını artırmak isteyen belediye, şehrin çeşitli bölgelerine 20 adet
konuşan çöp tenekesi yerleştirmiş. Başarılı bir deneme süresinin ardından
Berlin’in batısındaki alışveriş, eğlence ve iş merkezlerinin yoğun olduğu
bölgelere yerleştirilen çöp tenekeleri, çöp atanlara konuşarak, hatta bazen
şarkı söyleyerek teşekkür ediyormuş. Çöpü çöp tenekesinin dışına bırakanlara ve
içine yanan sigara atanları uyarıyor mu bilemiyorum. Bu proje ülkemizde
uygulanırsa sanırım bu gerekebilir.
Çöp tenekelerinin tümü, karakteristik özeliklerine göre farklı adlar taşıyor.
Örneğin adı “Siggy Sport” olan bir çöp tenekesi, birisi çöp attığında “Gool”
diye bağırıyormuş. Bakın bu bizim çok hoşumuza gidebilir. Üç farklı dilde
teşekkür edebilen “Susi Schlau” adını zekasından alıyor. “Hitlist Harry” adlı
çöp tenekesi ise “Beni doldur, lütfen beni doldur” nameleriyle Berlinlileri
selamlıyormuş.
Hemen aklımıza konuşan çöp tenekelerinin ne kadar enerji çektiği gelebilir.
Berlin’in yeni çöp tenekeleri görünüş olarak eskilerinden farklı değilmiş.
Diğerleri gibi turuncu renkte olan konuşan çöp tenekeleri güneş panelleri ve ses
mekanizmasıyla donatılmış. Kapalı havalarda bile çalışabilen panel çöp
tenekelerinin konuşabilmesi için gerekli olan enerji güneşten sağlanıyormuş. Çöp
tenekeleri insanları korkutmamak için geceleri sessizliğe bürünüyorlarmış.
Bir, bizim içine her şeyi
attığımız zaman zaman, yanan ve genellikle pis kokan, içine kedilerin köpeklerin
girdiği ve elleri yüzleri giysileri kirlenmiş çocukların karıştırdığı çöp
kutularına bakın, bir de içine çöp attı diye insana teşekkür eden çöp
kovasına!..
Berlinlilerin gösterdiği
ilgiden memnun olan belediye yetkilileri, yeni çöp tenekeleri sayesinde şehrin
daha düzenli ve temiz hale geleceğini umuyorlarmış. Ummanın güzelliğini bilerek,
ben de çöp sorununun çözümleneceğini, çöpsüz ve çöplüksüz kentlerin
kurulabileceğini umuyorum.
Çöp, her
gelişen toplumun gündeminde, hem de ilk sıralarında var. Gelişmiş toplumlar,
çöpü düzenli toplamaya, geri kazanmaya öncelik veriyorlar. Örneğin, Kuzey
Londra’da atıklar konusunda yeni ve farklı bir düşünce tarzı geliştirilmiş.
Bir örnek de
Londra’dan:
Enfield,
Barnet, Camden, Islington, Hackney, Haringey, Waltham, Forest yerel yönetim
birimleri Kuzey Londra’daki sekiz yerel yönetim olarak atık konusunda yeni bir
düşünce tarzı geliştirerek, ortak sorunlarını ortaklaşa çözmek için çalışmaya
başlamışlar.
Kuzey
Londra’daki sekiz belediyenin ortaklaşa yürüttüğü çalışmayı incelediğimizde,
yapacağımız uygulamalarda yararlanabileceğimiz anlaşılıyor. Rapora birlikte göz
atalım.
Önce sorunu
tanımlamışlar: “Atıklar neden problem yaratıyor? Kuzey
Londra’da bu yıl neredeyse bir milyon ton çöp atacağız. Bu, sekiz futbol
stadyumunu çatısına kadar doldurmaya yeter. Çöp atmak, hem pahalı, hem de
çevreye zararlı bir şeydir. Çünkü atılan çöpler hepimizin kullandığı ürünlerin
yapılması için gereken enerji ve malzemeleri harcamakta ve kirliliğe yol
açabilmektedir. Ve attığımız çöp miktarı her yıl yaklaşık %3 oranında
artmaktadır. Bu hareket tarzımızda bir değişikliğe gitmezsek 2020 yılına doğru
attığımız çöpler üçte iki oranında artmış olacaktır. Çöplerimizin yarıdan
fazlası Bedfordshire ve Cambridgeshire’daki “arazi dolgu sahaları” denen eski
ocaklarda gömülmektedir. Çöpler arazi dolgu sahalarına gömüldüğü zaman çürüyüp
küresel ısınmaya katkıda bulunan gazlar çıkarmaktadır. Ancak, yeni yasalar
gelecekte bu arazi dolgu sahalarına ne kadar miktarda çöp gönderebileceğimizi
büyük oranda kısıtlamakta ve çöp atımına yönelik özel vergiler bunu giderek
pahalı bir yöntem haline getirmektedir.”
Sonra, “2
milyon tonluk çöp problemi konusunda ne yapabiliriz?” sorusuna yanıt aramışlar.
Aklın yolu
bir derler ya, aynı soruyu biz kendimize sorsaydık belki de vereceğimiz yanıtlar
çok farklı olmayacaktı.
1. Adım:
Çevre
için en iyi seçenek daha az atık üretmektir.
2. Adım:
Çöplerden kaçınılamadığı takdirde ise, geri dönüşüm ya da organik gübre
üretimi ikinci en iyi alternatiftir.
3. Adım:
Bütün
çöpler için geri dönüşüm ya da organik gübre üretimi mümkün olmadığından, bu
çöplerdeki enerjinin geri kazanılması, bunların arazi
dolgu sahalarına gönderilmesinden daha iyidir.
Daha az atık
üretmek için yapılacak olanlara da yer vermişler raporlarında:
“Kuzey
Londra’da atıkların azaltılması: Atıklardaki
mevcut artış eğilimine devam etmek mümkün değildir. Sürekli büyüyen çöp
dağlarının azaltılması doğrultusunda herkesin bir şeyler yapması gerekmektedir.
Bunu gerçekleştirmek için bizim yapmayı planladıklarımız:
- Ambalaj ve
atıkların azaltılması için yerel işletmelerle işbirliği yapacağız.
- Çöp
sorunları konusunda tüketici bilincini arttıracağız.
- Evlerde ve
toplum içerisinde organik gübre üretimini ve yeniden kullanılabilecek şeyleri
toplama hizmetlerini destekleyeceğiz.”
Kendilerinin
yapabileceklerini sıralayan belediye, yurttaşlardan beklentilerini de
belirlemiş.
“Bu konuda
yardımcı olmak için sizin yapabilecekleriniz?:
- Satın
aldığınız ambalaj miktarını azaltmaya çalışabilirsiniz.
- Evde ya da
yerel toplumunuz içinde organik gübre üretebilirsiniz.
- Olanaklı
olduğunca yeniden kullanılabilecek ürünleri onarabilir, yenileyebilir ve
başkalarına verebilirsiniz.
Sizlerin de
yardımlarıyla her yıl çöpleri 80.000 ton kadar azaltmayı planlıyoruz. Hükümetin
de çöpleri daha fazla azaltmamıza yardımcı olmasını istiyoruz.”
Evde ve yerel
toplum içinde organik gübre üretme konusunda çalışmalar yapılabilir. Bahçeli
evlerde, organik atıkları gübre yapmanın yolları bulunabilir. Sitelerde organik
çöplerin gübreye dönüştürülmesi çalışmaları Belediye ile işbirliği yapılarak
başlatılabilir.
Kuzey
Londra’daki belediyeler, evsel atıkların yaklaşık yarısının geri dönüşümünü
sağlamayı amaçlamışlar.
“Kuzey Londra
sakinlerinin birçoğu için kapılarına kadar gelen bir geri dönüşüm servisi
sağlanmış bulunuyor. Bütün ilçe belediyelerinin sokaklarda geri dönüşüm
kumbaraları var ve çoğu yerel bir yeniden kullanım ve geri dönüşüm merkezine
sahip. Tüm bu hizmetlere karşın, hala Kuzey Londra’da çöplerimizin yalnızca
%10’unun geri dönüşümünü sağlayabilmekteyiz. 2015 yılına kadar her yıl evsel
atıkların yarısına yakın bir kısmının (%45) geri dönüşümünü sağlamamız
gerekmektedir.” diyorlar.
“Bunu
gerçekleştirmek için yapmayı planladıklarımız:
- Kuzey
Londra’daki bütün hanelere kolayca erişilebilen organik gübre üretimi ve geri
dönüşüm toplama servisleri sağlayacağız.
- Yeniden
kullanım ve geri dönüşüm merkezlerimizin verimliliğini arttırmak amacıyla
atıkların en az %60 kadarını arazi dolgu sahaları yerine buralara
yönlendireceğiz.
- Halkın
çöpleri geri dönüşüme vermesi için teşvikler sağlayacağız.
-
Atıklarımızın çoğunluğunun geri dönüşümünü ve organik gübre üretimini
gerçekleştirebilmemiz amacıyla Kuzey Londra’da yeni tesisler kuracağız.”
Kuzey
Londra’daki belediyelerin, projelerini gerçekleştirmede, kent halkıyla birlikte
çalışmayı temel ilke edindikleri gözleniyor. Projenin başarısının kent halkıyla
birlikte çalışmak olduğunu sürekli olarak vurguluyorlar. Her aşamada kent
halkına “Bu konuda, yardımcı olmak için sizin yapabilecekleriniz nelerdir”
sorusuna yanıt arayıp buluyorlar. Örneğin:
“-Çöplerinizden geri dönüşüm için kullanılabilecekleri ayırabilirsiniz.
-Çöplerinizden evde ya da yerel bir toplum grubu tarafından organik gübre
üretimi için kullanılabilecekleri ayırabilirsiniz.
-Yerel
yeniden kullanım ve geri dönüşüm merkezinize gittiğinizde atıkların daha fazla
geri dönüşümünü sağlayabilirsiniz.” diyorlar…
“Atıkların
daha büyük miktarda enerji geri kazanımında değerlendirilmesi” için
çalışıyorlar. Halen,
Edmonton’daki atıklardan enerji elde etme fırınında çöplerin yaklaşık yarısından
enerji geri kazanımı yoluyla her yıl 24.000 konuta yetecek miktarda elektrik
üretiliyor. Buna ek olarak 12.000 ton hurda metal ile yakma işleminden geride
kalan küllerin büyük çoğunluğunun geri dönüşümü gerçekleştiriliyor. Böylece
Kuzey Londra’nın atıklarının neredeyse yarım milyon tonluk bir kısmının arazi
dolgusuna gitmesi önlenmiş oluyor. Bu fırın 1971 yılında yapılmış olup çevre
bakımından performansının arttırılması doğrultusundaki önemli çalışmalara karşın
kullanım ömrü 2014 yılına doğru son bulacaktır.”
Gelecekte
atıklardan enerji geri kazanma yöntemini geliştirebilecek bir dizi yeni
teknolojiler üzerinde çalışmalara şimdiden başlanmış. Bakın neler
amaçlanıyormuş:
“-Pratik
olduğu müddetçe atıkları öncelikle geri dönüşüm ve organik gübre üretimi, sonra
da enerji geri kazanımı şeklinde değerlendirmek istiyoruz.”
“-Geri
dönüşümü ya da organik gübre üretimi mümkün olmayan atıklarınızın pratik olarak
mümkün olduğunca büyük bölümünü elektrik üretimi ve ısınma amaçları için
kullanmak istiyoruz.”
“-Edmonton’daki atıklardan enerji elde etme fırınının geride kalan kullanım
ömründeki çevre performansını geliştirmek istiyoruz.
“-Edmonton’daki atıklardan enerji elde etme fırınını kapatmak gerektiğinde onun
yerine mevcut en iyi teknolojiye sahip bir fırın kurmak istiyoruz.”
Biz bu
rapordan hangi sonuçları çıkarabiliriz? Öncelikle, kağıt, plastik, metal
atıkları yeniden kazanmak için çalışmaları hemen başlatabiliriz. Organik
çöplerin gübreye dönüştürülmesi için, bahçeli evimizde, sitelerde ve kentin
değişik bölgelerinde projeler uygulayabiliriz. Çöplerden enerji üretimi için
yeni projeleri gündeme getirebiliriz.
Londra’daki
belediyeler “Başka ne yapılabilir?” sorusuna da yanıt aramışlar.“Evsel
atıklar Kuzey Londra yerel yönetimlerinin topladığı atıkların çoğunluğunu
oluşturmakla birlikte, yeni ve hazırlanmakta olan mevzuat doğrultusunda,
topladığımız diğer ticari, tehlikeli ve zor kategorilerdeki atıkların daha iyi
yönetimi için de yeni uygulamalar planlamaktayız. Demiryolu ve su taşımacılığına
ağırlık vermeye devam ederek, atıkları taşıma şeklimizin çevreye etkilerini
azaltmak da buna dahildir.”
“Atıkların
geri kalan kısmı ne olacak?” sorusu bizim aklımıza takıldığı gibi, raporu
düzenleyenlerin aklına da takılmış. “Sizin
yardımınızla, arazi dolgu sahalarına dökülmek üzere göndermek zorunda kaldığımız
çöplerin halen %48 olan oranını 2020 yılına dek %19’a düşürebiliriz. Bu, Kuzey
Londra için muazzam bir başarı olacaktır. Ama bunu gerçekleştirmek için bütün
sakinlerin, işyerlerinin ve toplum gruplarının yardımına ihtiyacımız var”
diyorlar. Yine altını çizerek yineleyelim, görüldüğü gibi, her projede kent
halkıyla dayanışmayı, birlikte çalışmayı öne çıkarıyorlar.
Söylediklerini nasıl gerçekleştireceklerini de “Bunu nasıl yapacağız?” sorusunu
yanıtlayarak yapıyorlar.: “Kuzey Londra
için en iyi uygulanabilir çevre dostu seçeneğin ne olduğunu düşünüp belirledik.
Tercih ettiğimiz seçenek, yerel yönetimler ve yerel toplumlar olarak
elbirliğiyle çalışıp ihtiyaç duyulan iyileştirmeleri yapmak için gereken hizmet
ve tesislerin sağlanmasını kapsıyor. Kuzey Londra için en iyi seçeneğin
öncelikle mevcut çöplerimizi en aza indirmek, sonra da geri dönüşüm ve organik
gübre üretimi konusundaki ulusal hedefleri aşmak, ve son olarak da çöplerin
arazi dolgu sahalarından buralara yönlendirilmesi için koyduğumuz hedefleri
yakalamaya yeterli miktarda atıkları enerji geri kazanımında kullanmak olacağına
inanıyoruz. Tercih ettiğimiz bu seçenek için gereken uygulama ve yatırımlar ise
şunlardır:
Atıkların en
aza indirilmesi.
- Yoğun ve
sürekli bir kamuoyunu bilinçlendirme kampanyasına yatırım yapmak,
- Evde
organik gübre üretimi yapan hanelerin oranını halen %7 olan seviyeden %25’e
çıkarmak,
- Toplum
içerisinde yeni organik gübre üretimi ve yeniden kullanım projelerine önemli
miktarlarda yatırım yapmak.”
Organik gübre
üretimi, organik çöplerimiz özellikle evsel atıklarımız için büyük önem taşıyor.
“Geri dönüşüm
ve organik gübre üretimi” konusuna raporda geniş yer ayrılmış.
“- 2010
yılına kadar geri dönüşüm ve organik gübre üretiminde %35 oranını yakalamak,
- 2015 yılına
kadar geri dönüşüm ve organik gübre üretiminde %45 oranını yakalamak,
-
Sokaklardaki mevcut geri dönüşüm kumbaralarını koruyup geliştirmek,
- Bütün
hanelerin en az %95’ine organik gübre üretimi ve geri dönüşüm toplama
servislerini sağlamak,
- Yeni üç
yerel Hurda Metal, Plastik Maddeler, Atık Alet ve Cihazlar (Materials) Geri
Dönüşüm Tesisi’nde bu atıkları tasnif etmek,
- Yeni dört
organik gübre üretim tesisinde organik mutfak ve bahçe atıklarından organik
gübre üretmek.”
“Atıklardan
enerji geri kazanımı” bizim de üzerinde durmamız gereken bir konu.
- 2015 yılına
kadar atıkların %34’ünün enerji geri kazanımı için değerlendirilmesi,
-
Edmonton’daki atıklardan enerji elde etme fırınının çevre performansında kısa
vadede iyileşme sağlanması,
- 2014
yılından sonra Edmonton Fırını’nın yerine gelişmiş enerji teknolojileriyle
donanmış yeni bir fırın kurulması.
Her iyi proje
kendi kaynağını yaratır;
İşimiz
mazeret üretmek değil marifet göstermek olmalıdır.
Maliyet
konusu önemli. Genellikle, ortaya atılan projeleri yapmamanın tek gerekçesi
olarak yeterli kaynağın olmadığı öne sürülür. Bir başka gerekçede halkın
eğitimsizliği olur. Oysa, eğitim işi de parasal sorun da aşılmaz sorunlar
değildir. Her iyi proje kendi kaynağını yaratabileceği gibi, halkla birlikte
yapılmış katılımcı projelerin eğitime de büyük katkısının olduğu her zaman
görülmüştür. İşimizin mazeret üretmek olmadığını, marifet göstermek zorunda
olduğumuzu kabullendiğimizde, çözülmeyecek sorun kalmaz.
Maliyet
konusu Kuzey Londra’da ki belediyeler için de sorun olmuş. Bunu raporlarında
belirtiyorlar. “Ne yapmayı tercih edersek edelim, atık yönetiminde iyileşme
sağlamamızın maliyeti artacaktır. Ama hiçbir şey yapmama gibi bir seçeneğimiz
yoktur. Yasalar yerel yönetimlerin çöpleri arazi dolgu sahalarından başka
alanlara yönlendirmesini gerektirmektedir. Hepimizin çöpleri azaltmak, atıkların
geri dönüşümü ve organik gübre üretimi için elden gelen çabayı göstererek,
tercih ettiğimiz seçeneğin bu hedeflere ulaşılamaması riskini en aza
indirebileceğini düşünüyoruz.”
Raporlarında,
katılıma verdikleri değer açıkça görülüyor. Raporlarını görüş ve öneri
beklediklerini belirterek noktalıyorlar: “Kuzey Londra sakinleri, işyerleri,
toplum grupları ve diğer paydaşlarımızın yanı sıra, komşu ilçeler, Londra
Büyükşehir Belediye Başkanlığı ve Yönetimi ile geniş kapsamlı bir diyalog
başlatmış bulunuyoruz. Sizlerden görüşlerinizi ve yorumlarınızı bekliyoruz.”
diyorlar ve iletişim kurulması için adreslerini telefon numaralarını veriyorlar.
Raporlar
hazırlanırken, sadece uzman görüşleriyle yetinilmediği, sivil toplum
örgütlerinin ve kent halkının görüşlerinin de alındığı, iletişim kanallarının
açık tutulduğu gözleniyor.
Yıllardır Manisa
Çöplüğü’nün ilkelliğinin dile getirildiğini, ancak, soruna köklü çözüm getiren
adımlar bir türlü atılmadığını, “Vahşi Çöplüğü” denetim altına almak için sonuç
alıcı bir çalışma yapılmadığını biliyoruz. “Vahşi Çöplük” sadece Manisa’da
bulunmuyor, bunu da biliyoruz. Bir çok çöplük aynı durumda. Aynı durumda olan
çöplüklerde de hep aynı sorunlar yaşanıyor. Ya Ümraniye’de olduğu gibi patlıyor,
ya da birçok çöplükde olduğu gibi yanıyor, ya da yangınlara neden oluyor.
İşte size sıcak ve yakın
bir çöplük yangını haberi. Yakın çünkü, Urla’da. Sıcak, çünkü Eylül 2004 ayın
içinde oldu. Haberi hiç katkı yapmadan 1 Eylül 2004 tarihli bölgemizin
haberlerine ağırlık veren Hürriyet Ege’den aktarıyorum. Haberin başlığı “ Çöplük
İsyanı”.
“Çöplük İsyanı”
“Urla’nın bir hafta önce
yanmaya başlayan çöplüğü, çevre felaketinin habercisi oldu, duman ve pis koku
herkesi canından bezdirdi, önlem alınması istendi.”
Böyle bir başlık Manisa
Çöplüğü için yazılsa, Urla Çöplüğü bizimkinden daha küçük ve daha genç olduğu
için eksik kalmış olur. Urla çöplüğünde olanların kat kat fazlası Manisa
Çöplüğü’nde de yaşandı ve yaşanıyor.
Haberi okumayı
sürdürüyoruz. “Urla’da merkeze çok yakın olan çöplük bir haftadır alev alev
yanıyor. Yangın metan gazı nedeniyle söndürülemiyor, rüzgarın yönlendirdiği
duman ve pis koku kabus oldu. Çöplüğün ıslah edilmemesinden yakınırken, atık
suyun da yeraltından denize ulaştığı öne sürüldü.”
“Kampanya açıldı. Cennet
Urla Derneği öncülüğünde imza kampanyası başlatıldı, afişler bastırıldı,
çöplüğün derhal kapatılması, bu alanın çevreye zarar vermeyecek şekilde
düzenlenmesi, Valilikle, Büyükşehir ve Urla Belediyeleri’nin bir an önce
harekete geçmesi istendi.”
“Patlama Olabilir. Cennet
Urla Derneği, II. Başkanı Doç. Dr. Levent Köstem, sorunun sanıldığından da büyük
olduğunu, uzmanların çöplükteki metan gazlarının büyük patlamaya neden
olabileceği konusunda kendilerini uyardığını dile getirdi.”
“Yetki Büyükşehir’de. Urla
Belediye Başkanı Selçuk Karaosmanoğlu, çöplüğün Özbek köyü yakınında 4 yıl önce
kamulaştırılan bir alana taşınması için çalışmaların devam ettiğini, ancak yeni
yasa nedeniyle, deponi alanı açılmasına Büyükşehir Belediyesi’nin karar
verebileceğini söyledi”
Haberin devamını gazetenin
yedinci sayfasından okuyoruz.
“Sorun sanıldığından çok
daha ciddi. Yaklaşık 200 dönüm alana yayılan çöplüğün insan sağlığı ve çevreye
verdiği zararlar nedeniyle bir an önce kapatılması gerektiğini söyleyen Cennet
Urla Derneği II. Başkanı Doç. Dr. Levent Köstem, sorunun sanıldığından da büyük
olduğunu belirtti. Görüşünü aldıkları uzmanların, çöplükte biriken metan
gazlarının büyük bir patlamaya neden olabileceği konusunda kendilerini
uyardığını dile getiren Köstem, ‘Bu çöplük Urla’ya 500 metre mesafede, evlerin
arasında kalıyor. Çöplükte oluşan mikroplu sular yeraltı kaynaklarıyla birleşip,
Urla’nın sularına karışıyor. Burada beslenen kuş, köpek ve fareler de
taşıdıkları mikroplar nedeniyle Urlalılar için büyük tehlike oluşturuyor. Çok
değerli tarım alanlarının bulunduğu Ovacık Köyü’nü de tehdit eden çöplük, orman
arazilerine ve seralara da zarar vermeye başladı.’ dedi.”
“Belediyenin gücü yetmez.
Çöplükteki yangınların sönmesiyle Urlalıların büyük bir nefes aldığını ama çok
geçmeden yeniden başlamasıyla insanların zehir solumaya başladığını dile getiren
Köstem, ‘İzmir civarında en güzel doğaya sahip olan Urla, çevre felaketi
yaşıyor. Bu felaketin önlenmesi için, çöplüğün kaldırılarak, bilimsel kurallara
uygun yeni bir yere taşınması şart’ diye konuştu. Konuyla ilgili olarak
görüştükleri Urla Belediye Başkanı Selçuk Karaosmanoğlu’nun elinden geleni
yapmaya çalıştığını, ama sadece ilçe belediyesinin bu işe gücünün yetmeyeceğini
de söyleyen Köstem, çözüm için Büyükşehir Belediyesi ve Valiliğin devreye
girmesi gerektiğini öne sürdü.”
“Yetki Büyükşehir’de. Urla
Belediye Başkanı Selçuk Karaosmanoğlu, çöplüğün Özbek Köyü yakınında 4 yıl önce
kamulaştırılan bir alana taşınması için çalışmaların devam ettiğini ancak yeni
yürürlüğe giren 5216 sayılı yasa nedeniyle, yeni çöp deponi alanının açılmasına
Büyükşehir Belediyesi’nin karar verebileceğini söyledi. 20-25 yıldır ilkel
yöntemlerle çöp döküldüğünü kendilerinin bu yüzden yeni bir alana kaydırmak için
arazi aldığını belirten Karaosmanoğlu şöyle dedi: ‘Şu anda yeni çöp deponi
alanını açabilmek için yasal prosedürü uygulayıp, gereken izinleri alıyoruz.
Ancak yeni yasayla çöp deponi alanları Büyükşehir Belediyesi’nin sorumluluk
alanına girdi, bizim görevimiz olmaktan çıktı. Gerekli izinler alındığında
Büyükşehir Belediyesi Özbek Köyü’ndeki alanı çöp deponi alanı olarak
açacaktır.’ Çöplükteki yangının metan gazı patlamasına yol açmayacağını söyleyen
Karaosmanoğlu, ‘Bu çöplük geçen yıllarda da zaman zaman yanıyordu. Genellikle de
içten içe yanıyor. Bu nedenle ekiplerimiz yangını sürekli olarak kontrol altında
tutuyor’ dedi.”
“Çözüme yardımcı oluruz.
Urla Kaymakamı Ahmet Mailoğlu, çöp toplama ve depolama görevinin belediyelerin
olduğunu belirterek, ‘Şu ana kadar Urla Belediyesi’nden bu konuyla ilgili bize
müracaat yapılmadı. Eğer başvurulursa fikir yürütür, sorunun çözümlenebilmesi
için kaynak yaratılmasına yardımcı oluruz. Gerekirse konuyu Valiliğe iletip,
Vali Ziya Göksu öncülüğünde sorunu çözeriz’ diye konuştu.”
1 Eylül 2004 tarihli
Hürriyet Ege’de yer alan Süleyman Sağat’ın haberi aynen aktardığım gibi. Haberi
okurken, hep Manisa çöplüğünü düşündüm. Benzer haberler Manisa çöplüğü için de
çıktı. Manisa çöplüğü de yazıldı çizildi, üzerinde uzun uzun konuşuldu. Kimse,
topu başkasına atamaz. Bu işin sorumlusu olarak sadece Manisa Belediyesi’ni
göremeyiz. Bu ortak sorunu ancak ortaklaşa çalışarak çözebiliriz. Ortak sorunu
ortaklaşa çalışarak çözmekten başka yolumuz yok. Belediye işin içinde olacak.
Valilik işin içinde olacak. Sivil Toplum örgütleri, muhtarlar işin içinde
olacak. Gündem 21 işin içinde olacak. Konuya ilgi duyan etkin kentli yurttaşlar
işin içinde olacak. Başka bir yol yok. Bir araya geleceğiz. Tartışarak kararlar
üreteceğiz.
Daha fazla
gecikmeden Manisa’da da “Vahşi Çöplük” ve katı atıkların yeniden kazanımı
gündeme getirilmeli, projeler hazırlanmalı ve uygulanmaya konulmalı. Bu kitabın
böyle bir yönelişe katkısı olur ve çöp konusunu yeniden kazanım boyutuyla
tartışma gündemine taşırsa etkin kentli yurttaş olmaya çalışan birisi olarak
kendimi amacıma ulaşmış sayacağım.
Manisa Çöplüğü’nün iç
karartan, yürek burkan durumu ortada. Yıllardır, günlük köşe yazılarımda,
televizyon programlarında, yaptığım konuşmalarda çöp sorununu sürekli olarak
dile getirdim. Bu nedenle yıllardır söylediklerimi, yazdıklarımı toparlayıp
okumakta olduğunuz bu kitabı hazırlamak kolay oldu. Çöp sorunu, köklü bir çözüm
üretilene dek hep Manisa’nın gündeminde kalacak. Şahin Deresi depolama alanı
yetersiz duruma geldiğinden, yeni alan arayışı gündeme gelecek. Oysa gündeme
gelmesi gereken, yeni depolama alanı değil, çöpün yeniden kazanımı olmalı. Katı
atıklar yeniden kazanıldığında, “çöpsüz çöplüksüz kent” düşüncesinin hayal
olmadığı görülecektir. Gerçekten çöpsüz ve çöplüksüz kent olabilir.
Manisa çöplüğünün içler
acısı durumunu, metan gazı ürettiğini, yangınlara neden olduğunu ve olacağını,
yeraltı sularının kirlenmesine neden olduğunu biliyoruz. Dilerim, metan gazı
patlaması olmaz, ancak olursa şaşırmayalım. Metan patlaması olabilir dememizin
bilimsel somut nedenleri var. Manisa çöplüğünün şartlarını taşıyan Ümraniye
Hekimbaşı çöplüğü patladı ve 39 yurttaşımız çöp yığınları altında can verdi.
Mamak çöplüğünde de can kayıpları ile sonuçlanan patlamalar oldu.
Çöp sorununu çözmeye, çöpe
katı atık diyerek başlayabiliriz. Katı atıkların yeniden kazanımı için projeler
hazırlayabiliriz. Vahşi Çöplüğün çevresini tel örgü ile çevirmek köklü bir çözüm
değil. Çöplüğe metan gazı için bacalar yapmak da köklü çözüm değil. Yeni çöplük
alanı bulmakta köklü çözüm getirmez. Köklü çözüm, katı atıkların yeniden
kazanımı için proje geliştirip uygulamaktır. Katı atıkları yeniden kazanmaktır.
Çöp sorununa köklü çözüm,
Belediyenin öncülüğünde, Sivil Toplum örgütlerinin katkısı da alınarak, tüm
Manisalılarla, duyarlı yurttaşlarla birlikte üretilebilir. Halkın katılımı ve
desteği olmadan çöp sorununa köklü çözüm bulunamaz. Özellikle eğitim düzeyinin
yüksek olduğu bölgelerde ve altını çizerek belirtiyorum, site yönetimlerinin
etkin biçimde çalıştığı yerleşimlerde, örneğin başta Yeni Manisa Öncü Sitesi ile
birlikte Yeni Manisa’daki diğer sitelerde katı atıkların yeniden kazanımı
çalışması başlatılabilir. Başlatılanlar izlenip, geliştirilerek
yaygınlaştırılabilir. Yeni Manisa’da ve kentin diğer bölgelerinde, evde ayırma,
poşetli toplama sistemine geçilebilir.
Katı atıkların, şişe ve
camların, metallerin, gazetelerin geri kazanımı konusunda, konutta yani çöpün
kaynağında çalışma başlatılmalıdır. İşte size, Belediye yurttaş işbirliği ve
dayanışmasının başlatılması için somut bir konu, somut bir proje: Katı Atıkların
Yeniden Kazanımı, kısaca KAYK.
Kentimizde de çöp konusuna
duyarlı yaklaşan Sivil Toplum Örgütleri var. Bu örgütlerin bilgi ve deneyim
birikimlerinden yararlanmayı kolaylaştıracak yeni yapılanmalara gidilmelidir.
ÇEVKO ve benzer vakıfların, sivil toplum örgütlerinin katkıları alınabilir.
Geçtiğimiz yıllarda, kentimizde seminer, panel benzeri etkinlikler
düzenlenmişti. Bunlar Belediye ya da Sivil Toplum Örgütlerinin öncülüğünde
yeniden yapılabilir.
Kentte yaşanılan sorunları,
sürekli yinelemek, sürekli yakınmak yetmiyor. Karanlıktan yakınma yerine, bir
mum yakmak daha yararlı oluyor. Sorunları yinelemek yerine, çözüm üretmek,
üretim süreçlerinin içinde olmak daha yararlı oluyor. “Hep sorunları dile
getirip, çözüm getirmiyorsanız en büyük sorun sizsiniz” sözü unutulmamalı. Bu
nedenle, kişi ve kurumlar çözüm üretmeli, üretim süreçlerinin içinde olmalı.
Manisa yenilenebilir enerji
kaynakları açısından çok şanslı, istenildiğinde, yazın güneşle soğutulan, kışın
güneşle ısıtılan evler yapılabilir. Sipil Dağı güneş pilleriyle
aydınlatılabilir. Elektrik üretiminde güneşten olduğu gibi rüzgardan da
yararlanılabilir. Çöpün geri kazanılması için başlatılacak çalışmalar güneş ve
rüzgar projeleri ile sürdürülebilir.
Özelikle, geri kalmış
bölgelerde ve ülkelerde hızla artan nüfus ve hızlı kentleşme ile birlikte doğal
dengenin giderek bozulduğu gözleniyor. Hava, su ve toprak kirlenmesi, hızla,
insan soyu da içinde olmak üzere, tüm canlıları tehdit edecek boyutlara
ulaşıyor.
Daha önceleri sadece dar
kapsamlı kirlenme sorunları ve bunların ortadan kaldırılmasına yönelik kısa
vadeli çözümler olarak algılanan çevre, bugün kendini doğal, ekonomik, sosyal ve
kültürel değerlerin bütünü olarak göstermeye başlamıştır.
Orman ve Çevre
Bakanlığı’nın açıklamalarına göre, Türkiye'de 1960'lı yıllarda üretilen atık
miktarı yılda 3-4 milyon ton iken, bugün sadece evsel katı atık miktarı 20-25
milyon ton/yıl düzeylerine ulaşmış bulunmaktadır. Dolayısıyla artık çöpü, sadece
gözden uzak bir yerde bertaraf edilmesi gereken bir atık türü olarak göremeyiz.
Çöp denilince, taşıma, geri kazanım, depolama ve bertaraf gibi bir çok farklı
unsuru içine alan bir yönetim sistemi gelmeli aklımıza. Bu nedenle, “Atık
Yönetimi”nden söz edilmeye başlandı. Yeni yasalar, yeni yönetmelikler ve yeni
projeler hazırlanıyor. Manisa olarak bu çalışmaların ne dışında ne de uzağında
kalabiliriz. Konumumuz, içinde hatta önünde olmamızı gerektiriyor. Önünde
olmamız gerekiyor çünkü, Manisa Belediyesi Ege Belediyeler Birliği içinde etkin
olmaya çalışıyor. Katı Atıkların Yeniden Kazanımı Projesi, Belediyeleri yakından
ilgilendirdiğine göre, bu konuda Manisa öncülük görevi üstlenmeli.
İlgili yasaları ve
çıkarılan yönetmelikleri (Katı Atıkların Kontrolü Yönetmeliği, RG: 14.03.1991 ve
20814; Tıbbi Atıkların Kontrolü Yönetmeliği, RG:20.05.1993 ve 21586; Tehlikeli
Atıkların Kontrolü Yönetmeliği RG:27.08.1995 ve 22387 ve 01.01.2005 tarihinde
yürürlüğü girecek olan Ambalaj ve Ambalaj Atıklarının Kontrolü Yönetmeliği)
incelediğimizde, atıkların kaynağında azaltılması, atıkların mümkün olan en
yüksek oranda geri kazanılması, geriye kalan atıkların ise tekniğine uygun
olarak bertaraflarının sağlanması ana ilkeler olarak benimsenmiştir. Atıkların
geri kazanımı konusundaki çalışmaların, ambalaj atıklarının geri kazanılması,
organik atıkların geri kazanılması, tehlikeli ve özel atıkların geri kazanılması
başlıkları altında yoğunlaştığı görülüyor.
Yönetmelikte yer alan “Atık
Geri Kazanımı” konusu, Çevre Kanunu’nun öngördüğü “Kirleten Öder” prensibiyle
birleştirilerek özellikle “Kullan at” türü sıvı gıda ambalajlarının geri
toplanması ve kazanımı konularında ambalaj üreticisi ve dolumcusu firmalara bazı
sorumluluklar getirmektedir. Getirilen sorumluluklar salt firmalarla sınırlı
kalmıyor, 2005 yılında yurttaş da sorumlu olacak. Yerel yönetimler de sorumlu
olacak.
Katı Atıkların Kontrolü
Yönetmeliği ile 17 kalem gıda ve temizlik ürününü (süt, yoğurt, ayran,
yenilebilir sıvı yağ, meşrubat, su ve alkollü içecekler, deterjan, şampuan)
plastik, metal, cam ve lamine karton ambalajlar içinde piyasaya süren işletmeler
ile bu ürünleri dolu olarak ithal edenlere bu ürünlerin boş ambalajlarını
belirli oranlarda geri toplama ve geri kazanma zorunluluğu getirilmiştir.
Organik Atıkların Geri
Kazanılması Çalışmaları
Katı atık kompozisyonu
içinde % 65'lik bir oranla ilk sırayı alan organik maddelerin kompost yapılarak
geri kazanılması nihai bertaraf edilecek atık miktarını azaltacağı gibi, ortaya
çıkan ürünün toprak iyileştirici madde olarak tanıtım amaçlı kullanılmasını da
sağlayacaktır. Ülkemizde bu amaçla İzmir, İçel, İstanbul ve Antalya’da (Kemer)
olmak üzere faal durumda toplam 4 kompost tesisi bulunmaktadır. İçel ve İzmir
tesislerinde 1994 yılında 204.918 ton, 1995 yılında 158.906 ton kompost
üretilmiş olup, Kemer'deki tesis ise 1999 yılında 50 bin ton/yıl kapasite ile
işletmeye alınmıştır. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne ait kompost tesisi, 1000
ton/gün kapasiteyle Avrupa'nın en büyük kompost tesisleri arasında yer
almaktadır.
Tehlikeli ve Özel Atıkların
Geri Kazanılması Çalışmaları
Tehlikeli ve özel atık
bertaraf tesisi kurmak, işletmek ve kontrolünü yapmak isteyen gerçek ve tüzel
kişiler Tehlikeli Atıkları Kontrolü Yönetmeliği’nin 23 ve 24. maddeleri
gereğince ilgili bakanlıktan ön lisans ve lisans almakla yükümlüdürler.
Yönetmeliğin yürürlüğe girdiği 1995 tarihinden bugüne kadar Bakanlığın denetim
ve kontrolü altında yürütülen lisanslandırma çalışmaları kapsamında atık yağ,
boya çamuru ve solvent geri kazanımı konularında faaliyette bulunan 30 firmaya 3
yıl süre ile geçerli olan işletme lisansı belgesi verilmiştir.
Atık Borsası Konusunda
Yürütülen Çalışmalar
Tehlikeli Atıkların
Kontrolü Yönetmeliği ve Katı Atıkların Kontrolü Yönetmeliği’nde yer alan
atıkların, başka bir tesiste ikincil hammadde ya da çimento fabrikaları gibi
yüksek sıcaklığa haiz tesislerde ek yakıt olarak kullanılmaları suretiyle
miktarlarının azaltılmasının yanı sıra, mevcut atık geri kazanım kapasitesinin
sağlanması amacıyla, 1999 yılında Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği ile
imzalanan protokol doğrultusunda “Atık Borsası” çalışmaları başlatılmıştır.
Bu çalışmaların temeli,
artık ve atıkların bir başka sanayide kullanılmalarını temin edecek sistemin
oluşturulmasıdır. Şu anda ilgili Bakanlığın koordinatörlüğünde ve TOBB şemsiyesi
altında İstanbul, Kocaeli ve Bursa Sanayi Odaları’nda devam eden bu uygulama,
atıklarını arz eden işletmelerle atıkları talep eden işletmeler arasında
bilgilenmeyi sağlayıcı bir sistem olarak çalışmaktadır.
İlgili Bakanlık atık
yönetimi ve bu çerçevede atıkların geri kazanılması ile ilgili çalışmalarını
yukarıda belirtilen ana ilkeler ve başlıklar altında yürütmekte olup, bu
çalışmalar teknolojik gelişmelere ve uygun alt yapının oluşturulmasına paralel
olarak daha da ileriye götürülmelidir.
Belediyelerimizin temel sorumluluk alanlarından biri olan katı atıkların
sağlıklı bir şekilde bertaraf edilmesi konusunda karşılaşılan en büyük sorunu
-Manisa’da olduğu gibi- açık çöp döküm alanlarıdır.
Her türlü
atığın birlikte döküldüğü bu alanlarda, istenmeyen koku ve görüntülerin yanı
sıra, sızıntı suyu ve metan gazı oluşumu sonucunda sağlık riskleri ve çevre
kirliliği ortaya çıkmaktadır. Öte yandan, “elden çıkarılmış” gözüyle bakılan bu
alanlar, yine Manisa’da olduğu gibi yoksul kesimlerin yerleşerek işgal ettiği
gecekondu alanlarına dönüşmekte, çevre arazilerin ise değer kaybederek verimli
kentsel kullanımdan çıkması sonucunda, büyük ekonomik kayıplar yaşanmaktadır.
Belde
halkının tepkileri karşısında çaresiz kalan belediyeler açısından ise sorun,
giderek yükselen “çöp tepeleri” ile birlikte büyümektedir.
Belediyelerin
karşı karşıya kaldığı teknik ve mali darboğazların ötesinde, açık çöp döküm
alanlarının rehabilitasyonu konusunun genelde göz ardı edilmiş olması ve bu
konuda uygulanabilir yöntemler geliştirilememiş olması, durumu
güçleştirmektedir. Ülke genelinde, yapılacak çalışmalarla, “açık çöp döküm
alanları”na ilişkin teknik ve ekonomik sorunların giderilmesi yoluyla etkin
çözümler üretilmelidir.
Bu çok yönlü
sorun, “yaşanabilir ve sürdürülebilir kentleşme” ilkesine uygun biçimde ele
alınmalı ve çözülmelidir.
Kentsel ve
bölgesel ölçeklerde, çevre koruma ve geliştirme konusunda Türkiye’de çevre
yönetiminin getirdiği kavramları olgunlaştırmaya gönül vermiş insanlar bir araya
getirilerek, katılımcı projeler geliştirerek ve tartışma platformları
oluşturarak, konuya ilişkin yenilikçi ve ortak çözümler geliştirilmesini
sağlanmalıdır.
Dünya
ölçeğinde, araştırma ve geliştirme merkezleri, üniversiteler ve teknoloji
enstitüleri ile yakın ilişkiler kurulup geliştirilerek, araştırmalar ve
analizleri, en yeni gelişmelere ve yeniliklere dayalı olarak yürütülmelidir. Bu
amaçla bilim adamlarından ve uygulamacılardan Manisa Belediyesi Danışma Kurulu
oluşturulması yararlı olacaktır.
Manisa Belediyesi’nin Katı
Atıkların Yeniden Kazanımına ilişkin projeler hazırlayıp uygulamaya koymasını
beklemeden de, etkin, duyarlı kentli yurttaşlar ya da gönüllü kuruluşlar olarak,
yeni projeleri gündeme getirip, örnek ve öncü uygulamalar başlatabiliriz. Bu
amaçla yola çıkarak Yeni Manisa Öncü Sitesi’nde başlattığımız uygulamayı
aktarmak istiyorum:
Yeni
Manisa Öncü Sitesi’nde ÖNCÜ ve ÖRNEK bir uygulama:
Yeni
Manisa Öncü Sitesi, Manisa’nın batısında Yeni Manisa Projesi’nin uygulanmakta
olduğu alanda bulunuyor. 37.000 metre karelik alanda 52’si bahçeli villa
biçiminde, 135’i çok katlı apartman biçiminde toplam 185 konut ve sosyal
tesisler bulunuyor. Sitenin kuruluşunu kurucusu ve başkanı olduğum Yeni Manisa
Öncü Konut Yapı Kooperatifi olarak gerçekleştirdik. Şimdi de Yeni Manisa Öncü
Sitesi’nin yönetim kurulu başkanlığı görevini yürütüyorum. Öncü adının bize
büyük bir sorumluluk yüklediğini düşündüğüm için, öncü projeler, öncü
uygulamalar başlatmaktan büyük mutluluk duyuyorum. Yeni Manisa Öncü Sitesi’nde
başlatıp sürdürdüğümüz öncü uygulamalardan birisi de her ay düzenli olarak
yayınladığımız ve 85 sayıya ulaştığımız Yeni Manisa Öncü İletişim Bülteni’dir.
Düzenli olarak çıkarılmasına ve evlere elden ulaştırılmasına özen gösterdiğimiz
bu bülteni hem iletişim hem de eğitim aracı olarak kullanıyoruz. Sitemizde
başlattığımız KAYK PROJESİ’ni de komşularımıza bu bültenle duyurduk. Temmuz 2004
ayı için hazırlanan 83 sayılı bültende yer alan KAYK Projesine ilişkin iki
yazıyı buraya aynen alıyorum. “Merhaba” diye başlayanı bültenimizin ilk
sayfasında, KAYK adını taşıyanı da son sayfasında yer alıyordu.
“Merhaba,
Tiyatro
yapımına verdiğiniz destek için teşekkür ediyorum. Barış Alanımızda bağışlarla
yapımına başladığımız anfi tiyatromuzun yapımı tamamlandığında açılışı yapılacak
ve katkı sağlayan tüm üyelerimize katkılarının anısına teşekkür belgesi
verilecektir.
Tiyatromuzun tamamlanabilmesi için, sahne ve kulis bölümünün üzerinin kapanması
gerekiyor. Bu konuda araştırmalarımızı sürdürüyoruz. Önceden de belirttiğimiz
gibi, tiyatronun sağlanan bağışlarla, sadece işçilik ve çevre düzenleme
giderleri sitemizden karşılanarak yapılıyor olması, kültür sanat ve kitap
dostlarını da hareketlendirince sitemize kütüphane yapımı da gündeme gelmişti.
Tiyatronun yapımı sürerken, eğer komşularımız destek verirlerse kütüphanenin
yapımı da gerçekleştirilecek.
Değerli
komşularımız, sitemize kendi kaynaklarımızla ve bağışlarla yaptığımız her yeni
ilave sitemizin değerini artırıyor. Sitemiz her geçen gün daha da güzelleşiyor.
Sitemize yeni ilaveler yapmak, sitemizi çocuklarımız ve kendimiz için daha
kullanılabilir daha yararlı duruma getirmek hepimizin ertelenmez görevidir.
Öncü
olarak, bir çok ilke birlikte imza attık. Sitemizi anıtlarla süslemede,
ağaçlandırmada, sosyal tesis yapımında hep öncülük görevi yüklendik. Şimdi sıra
yeni bir öncülük görevi yüklenmeye geldi.
Sitemizin girişinin yanındaki çöp bidonu ve çevresi sitemize ve komşularımıza
hiç yakışmıyor. Sitemize sadece çöp toplama sistemimiz değil, apartmanlarımızın
üzerinden yıkanmış halıları sarkıtmamız da yakışmıyor. Çöpten ve çatılardan
sarkan halılardan rahatsızlığını dile getiren komşularımızın çoğalmasını,
çözümün kolay olacağının göstergesi olarak değerlendirebiliriz.
Çatılarda halı yıkayan ortaklarımız, komşularımızın eleştirilerini dikkate
alarak bu işten vazgeçtiklerinde sorun çözümlenmiş olur. Gelelim çöp sorununa,
bu konuda Öncü olarak yeni bir öncülük görevi yüklenip, Manisa’da bir ilki
gerçekleştirebiliriz. Projemizin kısaltılmış adı KAYK olacak. KAYK’ın açılımı
şöyle: Katı Atıkların Yeniden Kazanımı. Bu projeyi gerçekleştirdiğimizde, çöpsüz
ve çöplüksüz bir site yaratmış olacağız. Bunu ortaklarımızın katkılarıyla
başarabiliriz.
KAYK
projesinin gerçekleşebilmesi için ortaklarımızın gönüllü katkılarına ihtiyacımız
olacaktır.”
“KAYK Projesi ile sitemizin
çöp sorununa köklü çözüm getireceğiz…
Sitemizi birlikte
geliştirelim birlikte güzelleştirelim, birlikte koruyalım.
Öncü adı altında bir araya
geldik ve birlikte çok güzel işler başardık. Başardığımız işlerin en güzeli,
birlikte barış, kardeşlik ve dayanışma içinde yaşanabileceğini göstermek oldu.
Tartışarak kararlar ürettik, ürettiğimiz kararlara tartışmasız uyarak güzel
yaşanabilir ve sürdürülebilir bir sitenin kurulmasını gerçekleştirdik.
Sorunlarımızı birlikte çözmeyi öğrendik.
Peki, şimdi hiç sorunumuz
yok mu? Olmaz olur mu hiç. Daha çözüm bekleyen çok sorunumuz var. Biz
sorunlarımızı çözdükçe yeni sorunlar ortaya çıkacak. Önemli olan yeni sorunların
çıkması değil, sitemizde sorunları çözme alışkanlığının kazanılmış olmasıdır.
En önemli sorun, sitemize
hiç yakışmayan çöp toplama sistemimiz ve sitemizin girişinin yanındaki çöp
bidonları ve çevresidir. Sitemizin çöp sorunu var. Bazı komşularımız çöplerini
site içinde bırakıyorlar. Bazı komşularımız çöplerini pencereden bahçeye
atıyorlar. Az sayıdaki bazı komşularımız da, halıları çatılara asarak görüntü
kirliliğine neden oluyorlar. Bunların hiçbirisi çözümlenmeyecek sorun değil.
Görüntü kirliliğine neden olan üyelerimiz komşularına ve çevreye duyarlı
yaklaşarak, halılarını apartmanlardan sarkıtmaktan vazgeçerlerse sorun
çözümlenmiş olur. Çöplerini evlerinin penceresinden atan komşularımızda bunu
yapmazlarsa çevre daha az kirlenmiş olur.
Sitemizin çöp sorununa
çözümü birlikte bulacağız. Ortak sorunumuzu, ortaklaşa çalışarak çözeceğiz. Çöp
sorununu çözmek için önerdiğimiz projenin kısa adı KAYK. KAYK Katı Atıkların
Yeniden Kazanımı’nın kısaltılmış biçimi.
KAYK (Katı Atıkların
Yeniden Kazanımı) Projesi’ni birlikte gerçekleştirelim
Katı Atıkların Yeniden
Kazanımı için, çöpün ayrımını evde başlatmamız gerekiyor. Yapacağımız iş hiçte
zor değil. Evlerimizdeki kağıtları, plastikleri, camları ve metalleri ayrı ayrı
torbalara koyup, her çöp için hazırlanan ayrı bidonlara atacağız. Sitenin
dışındaki çöp bidonlarına sadece, yemek ve sebze artıkları, meyve kabukları gibi
ıslak çöpler atılacak. Çöpe attıklarımız büyük ölçüde azalmış olacak.
Çöplerimiz, çöpler içinde yararlı atık arayanlar tarafından karıştırılıp
dağıtılmayacak.
KAYK Projesi için
araştırmalarımızı sürdürüyoruz. ÇEVKO Vakfı’ndan yardım istedik. Topladığımız
atıkları sitemizden alacak olanları bulduğumuzda ve her tür çöp için ayrı
bidonları temin ettiğimizde uygulamayı başlatacağız. Bunun için komşularımızın
tümünün gönüllü katılımına ihtiyaç duymaktayız.
Çöp sorunu da tüm diğer
sorunlar gibi temelde bir eğitim sorunu. Eğitimli insanlardan oluşan toplumlar
çöpü geri kazanıyorlar. Örneğin, Japonya’da çöpün % 90’ı geri kazanılıyor.
Amerika’da çöpün sürekli olarak en az % 80’ini geri kazanan kentler var.
Çöpün ayrılması için evlere
dağıtılacak torbaların ve yapılacak çalışmaların gideri çöpün geri
kazanılmasından elde edilen gelirlerle karşılanacaktır.
Öncü Sitemizin değerli
Öncüleri, öncülüğünüzü anfi tiyatroya katkı yaparak, ağaçları ve hayvanlarıyla
çevreye sahip çıkarak, evinizdeki ekmekleri, ördeklere atarak, binalarınızın
çevresine ağaç dikip, gözetip koruyarak gösteriyorsunuz. KAYK Projesi’nin de
desteklerinizle gerçekleşmesini sağlayarak, Manisa’da hatta ülkemizde bir ilki
daha başaracağınıza yürekten inanıyorum.
Haydi, Öncü Sitemizin çevre
dostları, iyi insanları, gelin, sitemizin çöp sorununu birlikte çözelim…”
Yeni Manisa Öncü İletişim
Bültenimizin Temmuz 2004 sayısında Kayk’la ilgili duyuruların yapılmasının
ardından, konuya ilgi gösteren komşularım oldu. Kendileriyle tartışarak,
yapılabilecekler konusunda öncelikleri saptadık. Geri kazanım için, toplama
kaplarının yaptırılmasıyla başladık işe. İçi görülmeyen kutulara, her tür atığın
karışık biçimde atıldığını hatta yanan sigara atılarak çöplerin yanmasına neden
olunduğunu bildiğim için, yaptıracağımız toplama kaplarının içinin görülmesini
istiyordum. Kutuların içinin görülmesinin kağıt kumbarasına, plastiğin, plastik
kumbarasına kağıdın ya da başka çöplerin atılmasını önleyeceğini düşündüğüm
için, kumbaralarımızı kafes biçiminde yaptırdık. Komşularım hangi kumbaraya
hangi katı atığın atılabileceğini rahatlıkla görebiliyorlar. Toplama kapları
siteye getirildiğinde üzerine yazıların yazılması beklenilmeden, içleri katı
atıklarla doldurulmaya başlandı. Katı atıkları nasıl değerlendirebileceğimizi
araştırırken, Manisa’da atık kağıtları değerlendiren bir fabrikanın olduğunu
öğrendim. Fabrika hakkında ayrıntılı bilgi alabileceğim, bize hangi konularda
nasıl yardımcı olabileceklerini öğrenebileceğim bir yetkili aradım. SELKASAN’da
ATKASAN’da, ilgi gösterdiler, yapacağımız çalışmaları anlatınca kutlayıp,
yardımcı olacaklarını belirttiler. Edindiğim bilgiler işimize yarayacak,
sorunumuzun çözümünü kolaylaştıracak bilgilerdi. Kısa adı SELKASAN olan Kağıt ve
Paketleme Malzemeleri Sanayi ve Ticaret A.Ş.’nin fabrikasında, atık kağıtlar
kullanılıyordu. Atık kağıtların toplanmasını merkezi İzmir’de bulunan ATKASAN
yapıyordu. ATKASAN’la, sitemize konteynır koyması ve doldukça alması konusunda
anlaşmaya vardık. İçecek kutuları üreten REKSAM firmasını aradığımda da, Çevre
Mühendisi Bilal Uzun’la görüştüm. Sayın Uzun’la katı atıkların yeniden kazanımı
ve yapmayı düşündüğümüz çalışmalar hakkında uzun uzun görüştük. Bana Ambalaj ve
Ambalaj Atıkları Kontrol Yönetmeliği’nden söz etti. Katı atıkları evde ayırmanın
2005 yılında zorunlu duruma geleceğini söyledi. Biz sitemizde katı atıkları
değerlendirmeyi zorunlu olmadan, gönüllü olarak başlattığımız için sevindim.
Keşke çalışmaları yasal zorunluluk olduğu için değil, gerekli gördüğümüz için
gönüllü olarak yapabilsek.
Çevre Mühendisi Bilal
Uzun’un gönderdiği Ambalaj ve Ambalaj Atıkları Kontrol Yönetmeliği’ni baştan
sona okudum. Gerçekten kitapta anlatmaya çalıştıklarımın bir çoğu yönetmelikte
özetlenmişti. 01.01.2005 tarihinde yürürlüğe girecek olan Yönetmelik, yerel
yönetimler kadar, kentli yurttaşları da ilgilendiriyor. Bu nedenle, bazı
bölümlerinin özetini kitaba almanın yararlı olacağını düşündüm.
Yönetmeliğin ilk maddesinde
yönetmeliğin amacı açıklanıyor:
a) Çevresel açıdan
belirli kriter, temel koşul ve özelliklere sahip ambalajların üretimi,
b) Ambalaj atıklarının
çevreye zarar verecek şekilde doğrudan ve dolaylı bir şekilde alıcı ortama
verilmesinin önlenmesi,
c) Öncelikle ambalaj
atıklarının oluşumunun önlenmesi, önlenemeyen ambalaj atıklarının tekrar
kullanım, geri dönüşüm ve geri kazanım yolu ile bertaraf edilecek miktarının
azaltılması,
d) Ambalaj atıklarının
yönetiminde gerekli teknik ve idari standartların oluşturulması ve bununla
ilgili prensip, politika ve programlar ile hukuki, idari ve teknik esasların
belirlenmesidir.
Kapsam maddesinde de, “Bu
Yönetmelik, kullanılan malzemeye (plastik, metal,
cam, kağıt-karton, kompozit
ve benzeri) ve kaynağına (evsel, endüstriyel, ticari,
işyeri) bakılmaksızın ülke
içinde piyasaya sürülen bütün ambalajları ve ambalaj
atıklarını kapsar”
deniliyor.
Yönetmelik hukuki dayanağı
olarak da, 2872 sayılı Çevre Kanununun 1, 3, 8, 11 ve
12 nci maddeleri ile 4856
sayılı Çevre ve Orman Bakanlığı Teşkilat ve Görevleri
Hakkında Kanunun 1, 2 ve 9
uncu maddeleri gösteriliyor.
Çevre ve Orman Bakanlığın
Görev ve Yetkileri:
a) Ambalaj atıklarının
toplanması, tekrar kullanımı, geri dönüşümü, geri kazanımı ve bertarafına
ilişkin program ve politikaları saptamak, bu Yönetmeliğin uygulanmasına yönelik
işbirliği ve koordinasyonu sağlamak, idari tedbirler almak, gerekirse tebliğler
yayımlamak ve gerekli denetimleri yapmak,
b) Ambalaj atıklarının
genel ve malzeme bazında geri dönüşüm ve/veya geri
kazanım hedeflerini
belirlemek,
c) Bu Yönetmelik ile
yükümlülük verilen ekonomik işletmeler adına toplama, tekrar kullanım, geri
dönüşüm ve geri kazanım çalışmalarını yapacak olan kurum ve kuruluşların
yetkilendirme esaslarını belirlemek, bu amaçla yapılacak başvuruları
değerlendirmek ve uygun bulunması durumunda yetki vermek, yetki verilen
kuruluşları denetlemek, bu Yönetmeliğe ve yetkilendirme esaslarına aykırılık
halinde gerekli yaptırımın uygulanmasını sağlamak ve gerekirse yetkiyi iptal
etmek,
d) Geri kazanım
tesislerine ön lisans, geçici çalışma izni ve lisans vermek, lisansı yenilemek,
faaliyetlerini denetlemek, ilgili yönetmeliklere aykırılık halinde gerekli
yaptırımın uygulanmasını sağlamak ve gerekirse, geçici çalışma iznini ve lisansı
iptal etmek,
e) Piyasaya sürülen
ambalajların üzerine yazılmak üzere kod numarası vermek,
f) Gerektiğinde Ambalaj
Komisyonunu toplamak, Komisyona başkanlık yapmak ve
sekreterya işlerini
yürütmek,
g) Bu Yönetmelik
kapsamındaki işletmelerin Bakanlığa sunmakla yükümlü olduğu belgeleri incelemek,
h) Geri kazanılmış
ürünlerin kullanımını özendirmekle, yükümlüdür, şeklinde düzenlenmiş.
Mahallin en büyük mülki
amirince alınacak tedbirler de şöyle sıralanıyor:
a) Bu Yönetmelik
kapsamındaki ambalaj atıklarının kaynağında ayrı toplanması için Belediyeler,
ekonomik işletmeler veya yetkilendirilmiş kuruluşlar arasında koordinasyonu
sağlamakla,
b) İl sınırları içinde
faaliyette bulunan ekonomik işletmeler ile geri kazanım tesislerini tespit
ederek Bakanlığa bildirmekle,
c) Geçici çalışma izni veya
lisans verilen geri kazanım tesislerinin faaliyetlerini izlemek, ilgili mevzuata
aykırılık halinde gerekli yaptırımın uygulanmasını sağlamakla,
d) Kurulacak geri kazanım
tesisleri ile ilgili başvuruları Bakanlığa göndermekle,
e) Ekonomik işletmeler
veya yetkilendirilmiş kuruluşlarla birlikte geri kazanılmış ürünlerin
kullanımını özendirmekle, ilgili hususlarda gerekli tedbirleri alır.
Mahalli idarelerce alınacak
tedbirler aşağıdaki biçimde belirtilmiş.
a) İl özel idareleri;
1) Belediye ve
mücavir alan sınırları dışında oluşan ambalaj atıklarının
kaynağında ayrı toplanması için ekonomik işletmeler veya yetkilendirilmiş
kuruluşlar tarafından hazırlanacak ambalaj atıkları yönetim planını onaylar.
2) Bakanlıktan geçici
çalışma izni veya lisans almış geri kazanım tesisleri ile ilgili hususlarda
gerekli tedbirleri alır.
b) Belediyeler;
1) Ambalaj atıklarının
kaynağında ayrı toplanması için ekonomik işletmeler veya yetkilendirilmiş
kuruluşlar ile birlikte, ambalaj atıkları yönetim planını hazırlamak ve/veya
hazırlatmak ve bu amaçla oluşturulacak planların onaylanmasını,
2) Ambalaj atıklarını
ekonomik işletmeler veya yetkilendirilmiş kuruluşlar ile birlikte kaynağında
ayrı toplatılması veya toplattırılmasını,
3) Ambalaj atıklarının
kaynağında ayrı toplanması konusunda ekonomik işletmeler veya yetkilendirilmiş
kuruluşlar tarafından yapılacak çalışmaların desteklenmesini,
4) Kaynağında ayrı toplanan
ambalaj atıklarının ayrılmasını sağlayacak tesislerin kurulması, kurdurulması
veya bu amaçla kurulmuş tesislerden yararlanılmasını,
5) Ambalaj atıklarının
evsel atık toplama araçlarına alınmamasına yönelik tedbirlerin alınmasını,
6) Ambalaj atıklarını
düzenli depolama sahalarına kabul edilmemesi için gerekli önlemlerin alınmasını,
7) Ayrı toplama çalışmaları
ile ilgili bilgilerin her yıl Şubat ayı sonuna kadar Bakanlığa gönderilmesini,
8) Bakanlıktan geçici
çalışma izni veya lisans almış geri kazanım tesisleri ile ilgili gerekli
tedbirlerin alınmasını sağlar.
Görüldüğü gibi, katı
atıkların yeniden kazanımında en büyük görev Belediyelere
düşüyor. Yönetmelik,
Belediyeleri, yurttaşlar ve sanayi kuruluşları ile birlikte,
katı atıkların yeniden
kazanımı konusunda ortak çalışma yapmakla
görevlendiriyor.
Yönetmeliğin amacına ulaşması Belediyelerin yapacağı
çalışmalarla mümkün
olacaktır.
Ambalajın Üretimine İlişkin
Hükümler: Ambalajın tasarımından başlayarak, üretimi, pazarlanması, dağıtımı,
kullanılması, atık haline gelmesi ve bertaraf edilmesine kadar, çevreye verdiği
zararın, temiz ürün ve teknolojiler kullanılarak, nitelik ve nicelik olarak
azaltılması esastır. Bu amaçla gerek üretilecek ambalajların yapısındaki ağır
metal muhtevaları, gerekse de ambalajın birim ağırlığı, ambalajın fonksiyonunu
bozmayacak, gerekli sağlık, temizlik ve güvenlik düzeyini olumsuz etkilemeyecek
şekilde en aza indirilecektir.
Ambalaj üreticileri
ambalajları, tekrar kullanılabilecek, geri dönüştürülebilecek, geri
kazanılabilecek ve bu işlemleri kapsayan yönetim ve bertaraf aşamalarında
çevreye en az zarar verecek şekilde tasarlamak ve üretmekle yükümlüdürler.
Alternatifi olmayan ambalajlar dışında, geri dönüşümü ve geri kazanılması teknik
olarak mümkün olmayan ambalajların üretilmesi, piyasaya sürülmesi ve ithali
yasaktır. Yurt içinde üretilecek ve kullanılacak ambalajlar ile ithal edilecek
ambalajların belirtilen temel koşullara uymaları zorunludur.
Ambalaj Atıklarının Geri
Dönüşümü ve Geri Kazanımı Sorumluluğu: Yönetmelik kapsamındaki ambalajlara dolum
yapmak veya bu ambalajlarla paketlemek suretiyle piyasaya arz etmek üzere ürün
üreten; adını, ticari markasını veya ayırt edici işaretini koymak suretiyle
kendini üretici olarak tanıtan gerçek veya tüzel kişiler ile üreticinin Türkiye
dışında olması halinde, üretici tarafından yetkilendirilen temsilciler veya
ithalatçılar, bu Yönetmelikte tanımlanan satış, dış ve nakliye ambalajlarını,
belirtilen hedefler doğrultusunda geri toplamak, geri kazanmak ve bu işlemleri
Bakanlığa belgelemekle yükümlüdürler. Piyasaya sürenler adına, ambalaj
üreticileri de bir sistem kurarak ambalaj atıklarının geri kazanım sorumluluğunu
üstlenebilirler. Bu sisteme dahil olan ambalaj üreticileri ve piyasaya sürenler
geri kazanım hedeflerinin tutturulmasından müşterek olarak sorumludurlar. Bu
Yönetmelik ile sorumluluk verilen ekonomik işletmeler, geri kazanım hedeflerinin
yerine getirilmesi, bunlara yönelik gerekli harcamaların karşılanması, eğitim ve
ilgili diğer faaliyetlerin gerçekleştirilmesi için bir araya gelerek kâr amacı
taşımayan tüzel kişiliğe haiz bir yapı oluşturabilirler. Tüzel kişiliğe haiz
yapının Bakanlıkça yetkilendirilmesini müteakiben, bu yapıyla sözleşme yapan ve
yapıya karşı yükümlülüklerini yerine getiren ve harcamalara katılan ekonomik
işletmeler, toplama ve geri kazanım yükümlülüklerini bu kuruluşa
devredebilirler. Bu sisteme dahil olan yetkilendirilmiş kuruluşlar ve ekonomik
işletmeler geri kazanım hedeflerinin tutturulmasından müşterek olarak
sorumludurlar.
Bu Yönetmelik ile
sorumluluk verilen ve yukarıda belirtilen ekonomik işletmeler ile
yetkilendirilmiş kuruluşlar, geri kazanım hedeflerinin yerine getirilmesi
sırasında geçici çalışma izni veya lisans almış geri kazanım tesisleriyle
çalışmak ve bu tesisleri kullanmak zorundadırlar. Ekonomik işletmeler veya
yetkilendirilmiş kuruluşlar, ambalaj atıklarının kaynağında ayrı toplanmasına
yönelik olarak; Belediyeler, satış noktaları, geçici çalışma izni veya lisans
almış geri kazanım tesisleri ile sözleşmeler yapabilirler.
Ambalaj Atıklarının
Kaynağında Ayrı Toplanması
Ambalaj atıkları, çevreye
zarar vermeden bertaraflarının sağlanması, çevre kirliliğinin azaltılması, katı
atık depo sahalarından azami istifade edilmesi ve ekonomiye katkıda bulunulması
amacıyla oluştukları yerlerde diğer atıklardan ayrı olarak biriktirilir ve
toplanır.
Yönetmeliğin yurttaşı en
fazla ilgilendiren yönü sanırım, katı atıkları ayırarak toplama zorunluluğudur.
Bu nedenle Yönetmeliğin 27. Maddesini bir değil birkaç kez okumalıyız.
Madde 27 -
Tüketiciler, kullanılan malzemeye (plastik, metal, cam, kağıt-karton, kompozit
ve benzeri) ve oluştuğu kaynağa (evsel, endüstriyel, ticari, işyeri)
bakılmaksızın, tüketim sonucu oluşan ambalaj atıklarını diğer atıklardan ayrı
olarak biriktirmek ve Belediyenin ya da yetkili kuruluşların istediği şekilde
toplama sistemine verilmek üzere hazır etmekle yükümlüdürler.
Apartman ve site
yönetimleri tarafından, ambalaj atıklarının diğer atıklardan ayrı olarak
biriktirilmesi ve Belediyenin ya da yetkili kuruluşların istediği şekilde
toplama sistemine verilmesi konusunda gerekli tedbirler alınır.
Okullar, üniversiteler,
kamu kurum ve kuruluşları, hastaneler, oteller, lokantalar, büfeler,
şehirlerarası otobüs terminalleri, havayolu terminalleri, demiryolu
istasyonları, limanlar, sağlık kuruluşları, spor salonları, iş ve alışveriş
merkezleri ile stadyumlar gibi tüketici trafiğinin yoğun olduğu ve yüksek
miktarlarda ambalaj atığı oluşan yerlerde de bu atıkların ayrı toplanmasına
yönelik olarak ilgili yönetimler tarafından gerekli tedbirler alınır.
Organize sanayi bölgeleri,
sanayi siteleri, serbest bölge yönetimleri tarafından bu atıkların ayrı
toplanmasına yönelik tedbirler alınır.
Belediye mücavir alan
sınırları dışında kalan turistik tesis işletmeleri de tüketim sonucu oluşan
ambalaj atıklarını diğer atıklardan ayrı olarak biriktirmek ve yetkili
kuruluşların istediği şekilde toplama sistemine verilmek üzere hazır etmekle
yükümlüdürler.
Yurttaşlar olarak,
evimizdeki çöpü ayırarak toplayacağız. Kağıdı, camı, metali, plastiği ve organik
çöpleri eskiden olduğu gibi aynı torbaya koyup hepsini birlikte aynı çöp
bidonuna atamayacağız. Ya ne yapacağız? Kağıtları ayrı poşete, plastikleri ayrı
poşete, camları ayrı poşete ve organik çöpleri ayrı poşete koyup, sitede ya da
sokakta hazırlanmış ayrı toplama kaplarına koyacağız. Yönetmeliğin yurttaşlar
olarak bizden istediği bu.
Yönetmeliğin 28. Maddesi
ile Ambalaj Atıklarının Ayrı Toplanma Zorunluluğu getiriliyor. Belediyeler, tüketim sonucu
oluşan evsel ve ticari kaynaklı ambalaj atıklarının ekonomik işletmeler,
yetkilendirilmiş kuruluşlar, geçici çalışma izni veya lisans almış firmalarla
birlikte kaynağında ayrı toplanmasını sağlamak ve/veya sağlatmak; ambalaj
atıklarını evsel atık toplama araçlarına almamak; bununla ilgili tedbirleri
almak ve gerekirse yaptırım uygulamakla yükümlüdürler.
Büyükşehirlerde büyükşehir
belediyeleri, ambalaj atıklarının bu Yönetmelikte belirtilen esas ve usullere
uygun olarak kaynağında ayrı toplanması, ilçe ve ilk kademe belediyeleri
arasında koordinasyonun sağlanması ve bu doğrultuda yönlendirici kararlar
alınmasına yönelik gerekli tedbirleri alırlar. Belediyeler, ambalaj atıklarının
kaynağında ayrı toplanması için ekonomik işletmeler veya yetkilendirilmiş
kuruluşlar ile birlikte ambalaj atıkları yönetim planını hazırlarlar.
Belediyeler, ambalaj
atıklarının kaynağında ayrı toplanması konusunda, bu Yönetmelik ile geri kazanım
yükümlülüğü verilen ekonomik işletmeler veya bu işletmeler adına geri kazanım
yükümlülüğünü üstlenen yetkilendirilmiş kuruluşlar ile işbirliği yapar. Bu
işbirliğinin hukuki, teknik ve mali yönleri belediyeler ile ekonomik işletmeler
veya yetkilendirilmiş kuruluşlar arasında yapılacak sözleşmeler ile belirlenir.
Ekonomik işletmeler veya
yetkilendirilmiş kuruluşlar, bu sözleşmeler çerçevesinde belediyeler tarafından
ayrı toplanan veya toplattırılan ambalaj atıklarını geri almakla veya aldırmakla
yükümlüdürler.
Kaynağında ayrı toplama
çalışmalarının belediyeler tarafından doğrudan yapılamaması durumunda bu
atıklar, belediyenin izni dahilinde ekonomik işletmeler, yetkilendirilmiş
kuruluşlar veya geçici çalışma izni veya lisans almış geri kazanım işletmeleri
tarafından yapılan ve yürütülen organizasyonlar ile toplanır ve ekonomiye
kazandırılır.
Yönetmelik kapsamındaki
ambalaj atıklarının katı atık düzenli depolama sahalarına kabulü ve depolanması
yasaktır.
Yönetmelik, Tüketicilerin
Bilgilendirmesi zorunluluğunu da getiriyor:
Bu Yönetmelik ile
sorumluluk verilen ekonomik işletmeler ve yetkilendirilmiş kuruluşlar,
tüketicileri, ambalaj atıklarının iade, toplanma ve geri kazanım sistemleri; bu
atıkların kaynağında ayrı toplanması, yeniden kullanımı, geri dönüşümü ve geri
kazanımı konularındaki rolleri ile piyasada mevcut ambalaj malzemeleri
üzerindeki işaretlemelerin anlamları başta olmak üzere; ambalaj atıklarının
kaynağında ayrı toplanması konusunda bilgilendirmekle yükümlüdürler.
Yönetmelik Eğitim
yapılmasını da düzenliyor:
Bakanlık, mahallin en büyük
mülki amiri, belediyeler, ekonomik işletmeler, yetkilendirilmiş kuruluşlar,
satış noktaları ambalaj atıklarının kaynağında ayrı toplanması, tekrar
kullanılması, geri dönüştürülmesi ve geri kazanılması ile buna yönelik olarak
uygulanan sistemler hakkında tüketicileri ve kamuoyunu bilgilendirmek ve
duyarlılığı geliştirmek üzere eğitim çalışmaları yürütmek, koordine etmek veya
bu amaçla yapılan çalışmalara katılmak ve katkıda bulunmak zorundadırlar.
Yönetmelikle önerilen yeni
komisyon da var: Ambalaj Komisyonu Bakanlık temsilcisinin başkanlığında,
yetkilendirilmiş kuruluşlar, bir önceki yıl için en yüksek geri kazanım oranını
sağlayan iki ekonomik işletme, bir önceki yıl için kaynağında ayrı toplama
çalışmasında en yüksek miktarda ambalajı toplayan iki büyükşehir belediyesi, iki
il belediyesi, iki ilçe belediyesi, bir ilk kademe belediyesi ile lisans almış
iki geri kazanım tesisi ve Bakanlığın uygun göreceği diğer kurum veya kuruluş
temsilcilerinden oluşur.
Ambalaj Komisyonu, bu Yönetmeliğin kapsadığı ambalaj atıklarının geri
kazanılması ile ilgili uygulamaları değerlendirmek üzere ilgili taraflarla yılda
en az bir defa toplanır. Bakanlık gerekli gördüğü durumlarda ilgili komisyon
üyelerini toplantıya çağırabilir. Ambalaj komisyonunun çalışma usul ve esasları
Bakanlıkça belirlenir.
Denetim yetkisinin “Bu
Yönetmelik kapsamına giren bütün faaliyetlerin, bu Yönetmelik ve diğer ilgili
mevzuata uygun olarak yapılıp yapılmadığını denetleme yetkisi Bakanlığa aittir.”
denilerek Çevre ve Orman Bakanlığına verildiği belirtiliyor. Yaptırım Maddesi de
“Bu Yönetmelik hükümlerine aykırı hareket edenler hakkında; Çevre Kanunu,
Büyükşehir Belediyesi Kanunu, Belediye Kanunu ve ilgili diğer mevzuatta
öngörülen cezai işlemler uygulanır.” şeklinde düzenlenmiş.
Bu Yönetmelik 1/1/2005
tarihinde yürürlüğe girer. Bu Yönetmelik hükümlerini, Çevre ve Orman Bakanı
yürütür. İfadeleri de yönetmeliğin sonunda yer alıyor.
Ambalaj ve Ambalaj Atıkları
Kontrolü Yönetmeliği 1.1.2005 tarihinde yürürlüğe girecek. Ancak yönetmelikle
ilgili çalışmaların hemen yapılması sorumluluk verilen kurum ve kuruluşların
plan ve programlarını yapmaları, bütçelerini hazırlamaları hatta eğitim
çalışmalarını hemen başlatmaları gerekiyor.
En iyi eğitim, uygulamalı
eğitimdir diyerek, tüm ilgili kurum ve kuruluşlara, Yeni Manisa Öncü Sitesi’nde
başlattığımız Katı Atıkların Yeniden Kazanımı çalışmasının, öncü bir çalışma
olarak, kent ve bölge düzeyinde yaygınlaştırılması için işbirliği yapmaya hazır
olduğumuzu duyuruyoruz. Yaptığımız çalışmadan çıkaracağımız derslerin salt
bizim için değil, tüm toplum kesimleri için yararlı olacağını düşünüyoruz. Gelin
Manisa’da Katı Atıkların Yeniden Kazanımı için eğitim çalışmalarını birlikte
yürütelim.
21 Yüzyıl, Yeniden Kazamım
yüzyılı olacağından ve gelecek yıllarda Katı Atıkların Yeniden Kazanımı hep
gündemimizin ilk sıralarında yer alacağından, Yeni Manisa Öncü Sitesi olarak
başlattığımız projenin, başta yerel yönetim olmak üzere tüm ilgili kurum ve
kuruluşlarca hak ettiği biçimde destekleneceğini düşünüyoruz.
Katı Atıkların Yeniden
Kazanımı gibi, yurttaşın desteğini gerektiren çalışmalar için salt yasa ve
yönetmelik çıkarmak yeterli olmuyor. Yurttaşın gönüllü katılımı için, eğitim
çalışmaları yapmak, katılımı öne çıkarmak yurttaşlarla ve sivil toplum
örgütleriyle ortak projeler hazırlayıp yürütmek gerekiyor.
Geri kazanılabilecek atıkların, çevre bilinci geliştirilerek, çöpe atılmasının
önlenmesi, öncelikle katı atıkları taşımak ve bertaraf etmek için yapılan
masrafları azaltacak, kağıtları almak için çöp bidonları karıştırılmayacağından,
çöplerin çevreye dağılması önlenecektir. Geri kazanılması ve değerlendirilmesi
en kolay atık kağıt, bu nedenle, Katı Atıkların Yeniden Kazanımı gündeme
geldiğinde akla ilk gelen de kağıt oluyor. Yeni Manisa Barış Alanı’nda biz de
işe kağıtla başlamıştık. Çevre bilincinin, söylenenin ve beklenenin çok üstünde
olduğunu sevinerek gördük. Sitemize atık kağıtların toplanması için koyduğumuz
toplama konteynırı en hızlı dolanı oluyordu. Türkiye’de kullanılan kağıdın
ortalama olarak ancak %36’sı toplanabilmektedir. Ancak toplama işlemi modern bir
sisteme dayanarak yapılmadığından toplanan kağıdın bir kısmı bazı kişilerce
çöplerin ayıklanması suretiyle, çöp toplayıcıları tarafından
gerçekleştirilmektedir. Kağıtları bu şekilde toplamanın iki sakıncası var.
Birincisi çöpe karışan kağıdın evsafı kötüleşmekte, ikincisi de bu kağıtların
ayıklanması sırasında ortalığa saçılan çöplerin toplum sağlığı açısından tehdit
oluşturması ve çevreyi kirletmesidir. Bu nedenle, ayırma işlemini evde
başlatmak, kağıdı ayrı bir yerde toplamak gerekiyor.
Ayrıca, atık kağıdın geri
dönüş yüzdesini arttırmak için, halkın eğitimine önem verilmelidir. Çöpün
Yeniden Kazanımı okullarımızda ders olarak okutulmalı. Sivil Toplum
Örgütlerinden, Muhtarlıklardan ve Site Yönetimlerinden de yararlanılarak,
mahallelerde eğitim çalışmaları yapılmalıdır. Böyle düşündüğümüz için Yeni
Manisa Öncü Sitesi’nde eğitim çalışmalarına öncelik verdik.
Her Manisalı
sokağa her gün yaklaşık kişi başına ortalama bir kilo çöp bırakıyor. Nüfusumuza
bakılırsa, her gün sokağa bırakılan çöpün miktarı iki yüz tona yaklaşıyor.
İnşaat atıkları, hastanelerin tıbbi atıkları bu hesabın dışında. Belediye
tarafından toplanan bu çöpler doğruca, Sipil Dağı’nın kuzey yamacındaki Şahin
Deresi’nin ağzına dökülüyor. Ne zamandan beri mi? Siz deyin elli, ben diyeyim
kırk yıl. Çöp dağının yüksekliği de sanırım elli metreyi bulmuştur. Manisa’mızın
acilen yeni bir çöp depolama alanına ihtiyacı var. Çöp alanı için fazla seçenek
yok. Fazla değil, hatta hiç seçenek yok gibi. Ancak, yeni bir çöp depolama alanı
bulmak zorundayız. Bunu yaparken, vahşi çöp toplama ve depolama sistemini de
terk etmeliyiz. Çöpü geri kazanmalıyız. Çöplüğe giden miktarı azaltmalıyız.
Katı
atıkların yeniden kazanımı için uygar ülkelerde ve ülkemizin gelişmiş
kentlerinde yapılanlara, duyarlı bir yurttaş gözüyle bakmaya ve gördüklerimizi
aktarmaya çalıştık. Bu çalışma, üreticisi ya da kullanıcısı tarafından atılmak
istenen, toplumun sağlık ile huzuru, çevrenin korunması bakımından düzenli bir
şekilde öncelikle geri kazanılması, kazanılmayanların da bertaraf edilmesi
gereken katı maddeler ve arıtma çamurları olarak tanımlanan katı atığı, çöp ya
da atık olarak değil, kazanılabilir bir madde olarak görmemizi sağladı. Katı
atığı evde ayırmak, geri kazanımına yardımcı olmak benim için bundan böyle
kentli yurttaş olmanın getirdiği bir görev olacak.
Kendimi
gönüllü katı atık geri kazanımcısı sayıyorum. Yunus Murat Güztoklusu Katık
Atıkların Geri Kazanımı için çalışanlara “Kaykmen” demişti. Ben de kendime “ben
bir kaykmenim” diyebilirim. Eğitmen, öğretmen gibi bir çağrışım yaptığı için
hoşuma gitmedi değil. Katı atık yönetimi üzerine tartışmaktan keyif alıyorum.
Katı atıkların geri kazanımı da, katı atık yönetimi de hiç de karmaşık kavramlar
değil. Katı atık yönetimi dediğimizde, geniş anlamda, katı atıkların
üretildikleri noktada, ayrıma tabi tutularak biriktirilmesi, düzenli biçimde
toplanması, nakledilmesi, işlenmesi, geri kazanımı ve uzaklaştırılması
konularını içerdiğini görüyoruz.
Herhangi bir
Katı Atık Projesi kapsamında; toplama, ayırma, aktarma istasyonları, düzenli
depolama sahaları, geri kazanım tesisleri, kompost tesisi, tıbbi atıkların
toplanması, çöp sızıntı sularının arıtılması, tıbbi atık yakma tesisi ve katı
atık yönetimiyle ilgili diğer tesisler ve ilişkiler yer almaktadır.
Proje
kapsamında bulunan aktarma istasyonlarının işletilmesiyle, düzenli depolama
alanlarının inşası ve işletilmesi, tıbbi atıkların toplanması ve yakma
tesislerin işletilmesi genellikle bir merkez tarafından yürütülür. Bu merkez de
ülkemizde yerel yönetimler oluyor. Bu konuda da sivil girişimlerin ortaya
çıkmaya başlamasını, çözüm yolunda önemli bir gelişme olarak değerlendirmek
gerekir.
Katı Atık
Aktarma Merkezleri:
Belediyelerce
yürütülen çöp organizasyon maliyetinin önemli bir kısmını, çöplerin toplanması
ve taşınması teşkil etmekte ve bunlar toplam bertaraf maliyetinin % 70-90’ını
oluşturmaktadır. Bu bakımdan, çöp toplama ve taşıma maliyetindeki tasarruf çöp
bertaraf sisteminin toplam maliyetini büyük ölçüde etkilemektedir.
Düzenli
Depolama Alanları:
Vahşi Çöplük
uygulaması, çöplerin denize ve akarsu yataklarına dökülmesi işlemlerine
kesinlikle son verilmelidir. Bu konuda yasa ve yönetmeliklerdeki yaptırımlar
mutlaka uygulanmalıdır.
Çöplerin
kontrolsüz bir şekilde dökülmesi anlamına gelen vahşi depolama yöntemi
uygulamasının neden olduğu olumsuzlukları, hem okuduklarımızdan, hem de
gözlemlerimizden biliyoruz:
-
Çöpler etrafa
dağılarak, geniş bir alanı kirletip görüntü ve çevre kirliliği oluşturmaktadır,
-
Çöp sahasında
rüzgarın da etkisiyle toz bulutları oluşmakta ve teşekkül eden gazlarla beraber
hava kirliliğine neden olmaktadır,
-
Çöplerden
oluşan metan gazı toplanmadığından patlama riskini oluşturmakta ve çöplüklerde
sürekli yangınlar meydana gelmektedir,
-
Çöplerden
çıkan kontrolsüz gazlar çevredeki bitki ve diğer canlılara olumsuz tesir etmekte
ve oluşan çöp sızıntı suları, yeraltı ve yerüstü sularına karışarak yeraltı
zenginliklerimizi kirletmektedir,
-
Çöpler, fare,
sinek ve diğer zararlı varlıklar için bir barınma ve üreme yeri durumundadır,
Bütün bu
olumsuzluklar karşısında yapılması gereken, Katı Atıkların Yeniden Kazanımı için
çalışmaktır. AB’den uyarı beklemeden çalışmaktır. Yaptırımlar gelmeden
çalışmaktır. Cezalardan korkarak değil, severek çalışmaktır.
Çöp konusunda, söylenecek
bir şey kaldı mı diye düşünüyorum. Söylenecek yazılacak çok şey olabilir. Ancak,
benim söyleyebileceğim daha fazla bir şey kalmadığını görüyorum. Şimdi sıra,
söylediklerimizi yakın çevremizde, etki alanımız içinde uygulamaktır.
Sağlıklı ve verimli bir
geri kazanım sistemi oluşturmanın ön koşulu geri kazanılabilir atıkların
kaynağında çöpten ayrı tutulmasıdır. Sanırım kitabın en çok yinelenen cümlesi bu
oldu. Bu kitap bu cümleyi defalarca yinelemek için yazıldı. Evet işin temeli
noktası burası. Hatta işin başlangıcı ve bitimi burası. İşin özü katı atığın
evde ayrılması. Bunun için de, yurttaşın ilgisi ve desteği gerekiyor. İlgi ve
destek de bilgi olmadan olmuyor. O nedenle, hem ilgili bakanlık olan Çevre ve
Orman Bakanlığına, hem yerel yönetimlere hem sivil toplum örgütlerine doğal
olarak da eğitim kurumlarımıza eğitim ve bilgilendirme konusunda büyük görevler
düşüyor. Katı Atıkların Geri kazanımı için, deyim yerindeyse, tam bir
seferberlik gerekiyor. Çöp konusunu çözümleyemeyen bir toplumun çağdaşlıktan söz
etmeye hakkı olmaz. Her çöpü, kağıdı, plastiği metali ve organik çöpleri aynı
torbaya koyan, aynı konteynıra atan kişiler ve hepsini toplayıp aynı vahşi
çöplüğe döken belediyeler oldukça ve bu çağdışı uygulama karşısında insanlar
sustukça bizim için kimse uygar, çağdaş, temiz gibi sözcükleri kullanmaz,
kullananlar da inandırıcı olamaz.
Son yıllarda ambalaj
sektöründeki gelişmelere ve tüketim alışkanlıklarının değişimine paralel olarak
ambalajlı ürün kullanımı yaygınlaşmakta buna paralel olarak evsel katı atıklar
içindeki ambalaj atığı yüzdesi ve miktarı da giderek artmaktadır. Bunun doğal
sonucu olarak geri kazanım ve geri dönüşüm bir gereklilik hatta bir zorunluluk
olarak gündemimizin ilk sıralarına gelip oturmuştur. 2004 yılında Çevre ve
Orman Bakanlığınca hazırlanan ve 2005 yılında yürürlüğe girecek olan "Ambalaj ve
Ambalaj Atıkları Kontrolü Yönetmeliği" incelendiğinde katı atıkların geri
kazanımın yasal zorunluluk haline getirildiği görülecektir.
Ülkemizde yılda yaklaşık 1
milyon ton atık geri kazanılıyor. Bu miktarın büyük bir kısmı çöp dökme
sahalarından ve sokaklardan ilkel ve sağlıksız koşullarda toplanmaktadır. Ancak
çöp sahalarından ve sokaklardan toplanan atıkların bir kısmı organik atıkla
karıştığı için değerlendirilememektedir. Daha sağlıklı ve verimli bir geri
kazanım sistemi oluşturmanın temel koşulu geri kazanılabilir atıkların
kaynağında yani konutlarda, işyerlerinde, okullarda, organik çöplerden ayrı
toplanmasıdır. Gördünüz mü konu yine dönüp dolaşıp yurttaşa geldi. Bu sistemin
oluşturulabilmesinin temel koşulu Belediye-Yurttaş-Geri Dönüşüm Sanayinin
projeli işbirliği yapmasıdır. Ancak salt yasal düzenlemelerin yeterli
olmayacağı, gönüllü katılımın gerektiği bilinmelidir. Devlet ve belediyelerin
ağır işlediğini bildiğimiz bürokrasisi ve hantal yapısı ile bu işbirliği ve
dayanışma nasıl sağlanır bilemiyorum. Devlet ve belediyeler her zaman her işte
olduğu gibi, kendilerini yine, üste görecekler, buyurganlığı seçecekler ve işi
sadece cezalarla çözebilecekleri yanılgısına düşeceklerdir. Katı Atıkların
Yeniden kazanımında Sivil Toplum Kuruluşlarının desteği, yurttaşın gönüllü
katılımı gerekiyor. İşin temeli, katı atığın kaynağında ayrılması, bunu da
yapacak olan yurttaş. Tüketici geri kazanılabilir atıkları kaynağında çöpten
ayrı biriktirecek. Belediye de bu atıkları çöpten ayrı bir şekilde toplayacak.
Cinslerine göre ayrılan bu atıklar sanayi kuruluşları tarafından geri
dönüştürülecek. Evet, görüldüğü gibi, işbirliği olmadan olmuyor. Yurttaş olmadan
ve katılmadan demokrasi olmadığı gibi, yurttaş gönüllü olarak katılmadan
çöplerin geri kazanımı da olmaz. Gelişmiş ülkelerin gelişmiş kentlerinde,
işbirliği yapıldığını görev ve sorumlulukların iyi tanımlandığını görüyoruz.
Katı Atıkların Yeniden Kazanımı için, yurttaş ve belediye işbirliğinin somut
yararları görüldüğünde, işbirliğini kent yaşamının diğer alanlarına taşımak
kolaylaşacaktır diye düşünüyorum. Keşke, belediyeler, “çöp bizim işimiz, geri
kazanılacaksa biz kazanırız” yanılgısına düşmeseler. Keşke “cahil yurttaş ne
bilir ki” demeseler. Keşke, çöpü küçümsemeseler…
Evsel nitelikli ambalaj
atıklarının geri kazanımı için en uygun model, bu çalışmada sıkça yinelendiği
gibi kaynakta ayrı toplamaktır. Kaynakta ayrı toplama, geri kazanılabilir
nitelikli cam, metal, plastik, kağıt ve karton türü ambalaj atıklarının organik
atıklarla karıştırmadan ayrı toplanması anlamına gelmektedir. Böylesi bir
modelin toplanacak malzemenin kalitesini artırmaktan, düzenli depolama
alanlarından sağlanacak hacimsel tasarrufa kadar bir çok faydası bulunmaktadır.
ÇEVKO Vakfı'nın yerel
yönetimlerle birlikte yıllardır sürdürdüğü ayrı toplama çalışmalarından elde
edilen deneyimler, ülkemizde iki modelin daha verimli olarak uygulanabildiğini
göstermektedir. Her iki model de, temelde geri kazanılabilir nitelikli atıkların
çöpten ayrı biriktirilmesini esas almakla birlikte, pratikte bir takım
farklılıklar içeriyor.
Poşetli Toplama Yöntemi: Bu
yöntem, daha ziyade apartman görevlilerinin bulunduğu, belirli bir hizmet
sistematiğine sahip toplu konut alanları ve siteler için daha uygun
görülmektedir. Bu nedenle Yeni Manisa Öncü Sitesi’nde bu yöntemi tercih ettik.
Bu yöntemde atıklar, site sakinleri tarafından evde ayrılmakta, evde ayrılan
atıklar sitede bulunan ayrı toplama kaplarına konulmakta daha sonra da yerel
yönetimlere ya da doğrudan sanayicilere ulaştırılarak ekonomiye geri
kazandırılmaktadır.
Yapılaşmanın çok seyrek,
yerleşik nüfusun az, konteynerli toplamanın yaygın olduğu yerlerde bu tip
sistemlerin, "bring-center" tabir edilen geri kazanım noktaları ile
desteklenmesi uygun olmaktadır. Bölgede yaşayanlar, ambalaj atıkları oluştukça
getirip bu konteynırlara atmakta ve yerel yönetimler de bunları belirli bir
program çerçevesinde ayrıca toplamaktadırlar.
Konteynırlı Toplama
Yöntemi: Poşetli toplamadan çok, konteynırlı toplama sistemin yaygın olduğu
bölgeler için daha uygun görülmektedir. Çöp konteynırlarının yanına ambalaj
atıklarının atılabileceği ayrı konteynırlar yerleştirilmekte ve yurttaşların
katı atıkları bu geri kazanım konteynırlara atması istenmektedir. Söz konusu bu
konteynırlar, ayrı bir araçla çöpten ayrı toplanmakta ve ekonomiye geri
kazandırılmaktadır.
Özellikle son yıllarda
ülkemizde geri kazanılabilir atıkların ekonomik değer kazanması ve bu konuda
yasal düzenlemeler yapılması katı atıkları toplayan veya geri dönüşümünü yapan
işletmeler ve sanayi kuruluşları oluşmaya başlaması bizi umutlandırıyor.
Çöp deyip geçmeyenlerin,
katı atıkları kazanmak için çaba gösterenlerin sayısının giderek artacağını
düşünüyorum. Bunu düşündüğüm için geleceğe umutla bakıyorum.
2005 yılının katı atıkları
değerlendirme yolunda öncü adımların atıldığı, çevre duyarlılığının ve
bilincinin artığı bir yıl olmasını bekliyorum. Eğer, hiç olmazsa, komşularım
arasında, yaşadığım mahallede ve kentimde, katı atıkların yeniden kazanımının
gündeme getirilmesine katkım olmuşsa ve olacaksa bu benim kendimi, duyarlı etkin
kentli yurttaş olmaya çalışan birisi olarak mutlu etmeye yetecektir.
Çöp deyip geçmeyelim…